|
Demirhan
Ocak
Alevi
ossun
Bulunduğumuz vasıta Ğ.......
şehrinin bir kenar mahallesine ulaştığında gün yeni ağırmaktaydı. Vasıtamız
otübüs ve dolmuşlara yetişmeye çalışan insan selini yara yara mahallenin
meydanına gelmeyi başarmıştı.
Mahallenin durumu pek iç
acıcı değildi. Meydanın ortası sayılabilecek bir yerde lağım suyu kendine yer
açmış ağır ağır ilerliyordu; evlerin bir çoğu sıvasız, hatta bazılarında cam
yerine plastik örtüler vardı. Ama bunca olumsuzluğa karşı direnir gibi pırıl
pırıl büyük bir çınar ağacı duruyordu meydanın kenarında... Ortalıkta in cin top
oynuyordu eğer çınar ağacının süslediği mahallenin kahvehanesinde çene çalan üç
beş ihtitiyarı saymazsak...
Arabadan inince derenin
sadece ağır ağır akmakla yetinmeyip, aynı zamanda koktuğunu ilk önce kokudan
bağları çözülen dizim anladı.
Büyük çınarın altındaki
masaya oturup garsona çaylarımızı sipariş ettiğimizde her nasıl olduysa
kahvehanenin nüfusu bir anda artmıştı...
İhtiyarlardan biri kokudan
rahatsız olduğumuzu anlayınca
“Aldırmayın az sonra Tarçıncı
Kamil gelince düzelir”
demesine karşılık, bizim boş
boş bakmamıza üsteleyerek,
“Tarçıncı Kamil bizim
mahellenin şekercisi, aha şurada atölyesi var. Az sonra atölyeyi açıp şeker
kazanını çalıştırınca ortalıkta koku filan kalmaz” diye gerekli açıklamayı
yapıvermişti.
Çaylar bitmeye daha yeni yüz
tutmuş iken, başkan geldi... Grupta ben hariç herkes büyük saygı ile ayağa
kalktı ve başkanın elini büyük bir saygıyla öptüler. Ben bir ara “yav bende mi
öpsem” diye aklımdan geçirdiysem de son anda vazgeçtim...
Şimdi olayın daha iyi
anlaşılması için ben size masadakileri tanıtayım
Ben Hüsran Zırriki
F... şehrinin Çağdaş Alevi
Derneği’nin başkanı Ali Dıbranoviç (eskiden soyadı Kaya’mış)
Yine F... şehrinin Çağdaş
Alevi Derneği’nin “en çağdaş biziz dedeler kurulunun üyesi” çağdaşgillerden
Ultra çağdaş dede James Arda Walker (eskiden Ali İhsan Kerhen’miş)
Ve en son olarak Ğ...
şehrinde yaşayan YAYSDPA’nın (Yarı Alevi Yarı Sosyal Demokrat Partisi) başkanı
Viladimir Ali Hünkar İliç Lenin (değiştirmeden önceki adını ve soyadını bir
türlü söylemedi)
Başkan beni tepeden tırnağa
süzdükten sonra birden sordu...
“Sen nerelisin?”
“Adanalıyım”
“İçinden mi?”
“Evet”
“Çok sıcak haddinden fazla
sıcak Allah’ın işine karışılmaz ama Cenab-ı Hakk neden oraların öyle sıcak
olmasını iştemiş diye sorgulamak lazım. Fakat, bu Cenab-ı Hakk’ı sorgulamak
değildir. Sadece neden öyle uygun gördüğünü sorgulanmalı demek istiyorum...
Bakın şimdi siz bizim misafirimiz olarak yani açıkcası sosyalist Alevi kökenli
olmayan biri olarak aramıza hoş geldiniz.. Yani bizim için Alevi ossun Sünni
ossun bizim için fark etmez, yeterki partimize üye ossun gerisi sorun değil..
Anlatabildim mi?”
“?????”
“Peki o zaman daha basit bir
dille anlatmaya çalışayım. Sizin de malumunuz olduğu üzere biz sosyalist
Aleviler olarak eski kafa Aleviliği değiştirmek için büyük bir kampanya
başlattık.. Yani demem o ki bizler
· Aydın,
· Çağdaş,
· Ufku
açık,
· Hz.
Ali’yi seven Hz. Marks’ın yolunda ölümü göze almış,
· Ehl-i
Beyt’in kıymetini bilen,
· Hz.
Muhammed’i seven sayan,
· Lenin
doktorini aşığı ve Mao hazretlerinin bir cümle kulu olmayı kendine vazife
eylemiş,
·
Dimağında bir gram karışıklık olmayan, düşündüğü gibi yaşayanlar
olarak senin gibi sosyalist
olmayan eski kafalı Alevi bir arkadaşı da bağrımıza basmasına basarız; ama
seninde az gayretli olman lazım.
“Elimden geleni yaparım!”
“Yok öyleeee!! Yarım ağızla
‘elimden geleni yaparım’ demek. Sen bu işin ciddiyetini anlayamadın galiba? Bu
iş çocuk oyunu değil ki gadasını aldığım kardaşım... Bana hiç öyle anasını
kaybetmiş buzağı gibi bakma iki gözüm kardaşım.. Şimdi sen şöyle dik otur
bakiim! Yok yok en iyisi sen oturma, ayağa kalk bakiim... Sert dur! Bakışların
çelik gibi ossun! Ha şöyle kardaşım ya, afferim. Şimdi sana bu iki yoldaş
Alevi’nin huzurunda Ali’nin aşkı Marks’ın kuramı, Zülfikar’ın suyu yüzü
hürmetine tekrar soruyorum: Bu saatten sonra iyi bir sosyalist Alevi olmak için
gayretli olacak mısın?”
“OLACAĞIIIIIIIIIIııııMMMMMMMMMMMMMMMMmmmmmm......”
Başkanın o soruna karşılık
ses tellerim yırtılırcasına verdiğim şiddetteki bir cevabı en son asker ocağında
Konyalı çavuştan dayak yerken vermiştim.
Bu arada benim bu yırtınmam
yüzünden çayı üstüne dökerek 2. derece yanık sahibi olan ihtiyarın biri titrek
ve kızgın bir ses tonu ile “Oha be evladım az daha bir yerime indiriyordun. O
nasıl höykürmek öyle allasen” diye beni kalaylamaya başladığında, diğer ihtiyar
mosmor olmuş bir suratla kravatını gevşetmeye çalışıyordu.
Başkan, bana karşı kanının
kaynadığını, zaten kendisinin oldum olası Adanalıları ve Adana’yı çok sevdiğini
belirtip bugüne kadar bu kadar içten söz veren yeni bir yoldaş Alevi ile ilk
defa karşılaştığını defalarca tekrarlayarak, beni o kadar insanın içinde onure
etmişti.
Ben bu poh pohlama olayından
mest olmuş bir şekilde çayımı yudumlar iken kahvehanenin önünde yabancı plakalı
bir Mercedes durdu. Şoför seri bir şekilde arabadan indi (atladı) ve uçarcasına
diğer tarafa geçip yerlere kadar eğilerek kapıyı açtı... Açılan kapıdan çelimsiz
bir gövdenin üstüne oturtulmuş iğreti duran pala bıyıklı, koca kafalı biri
dışarı çıkınca, bizim masadakilerin cin ya da celladlarını görmüş gibi masadan
fırlayıp bir asker disiplini içinde tek sıra olup, esas duruşa geçmeleri
zannımca 2 bilemedim 3 saniye sürmüştü. Ben masada dudağımda çay bardağı ile
öyle kala kalmıştım. Kocakafalının elinin öpülmesi ve topluca masaya doğru
seğirtmelerinden sonra ancak çay bardağını dudaklarımdan ayırabilmiştim. Başkan
bir deli İbraam edasıyla bana da bulduğu boncuk muamelesi yaparak bendenizi
takdim etti, bu bilinmeyen koca kafalı adama.
Koca kafalı adam bizim
mahalledeki kız Onur’u yaya bırakabilecek bir güzel İstanbul Türkçesi ile
“memnun oldum efem, ben deniz de Karl Marksalevi Ali” diye ilk kez konuşmuştu.
Ben adamın suratına “nasıl abi” der gibi şaşakalmıştım.
Yok o an beni ilgilendiren
koca kafalının cinsel tercihi değil; ama o pala bıyıklı koca kafadan şöyle
babalar gibi bir bariton ses bekler iken, herifçininoğlu üç günlük kedi manığı
gibi konuşması karşısında şaşakalmıştım. Bizler masaya tekrar oturunca başkan
sanki yangın yerine tulumbacı çağırır gibi “garsooon koş koş garsooon koş koş”
diye ortalığı inletti...
Koca kafalı diye kodladığım
kişi DYMAD’nin (Dünya Yeni Moda Alevi Derneği’nin) genel başkanıymış. Bir süre
görücü gelmiş kız evi gibi ortam oldukça sessizleşti. Masadaki sessizlik koca
kafalının
“Siz nerelisiniz efem?”
diye sorması ile sona
ermişti. Ama, ben bu sualin muhatabı olarak cevap verme işinde hafif
bocalayınca, başkan sanki “Tüh lan gördün mü? Memleketi teftişe gelmiş AB
meclisinin komiserlerine rezil olduk” diyen bir eda ile
“Partimizin yeni üyelerinden
başkanım. Ayrıca kendisi has bir Adanalı’dır ve acayip güzel söz verir, tıpkı
bir asker gibim. Hadi koçum başkanıma bir söz ver de görsün?”
demesine karşılık ben bir an
için kendimi kaybedip
“Pipimi ne zaman gösterecem?”
diye cevap vermem karşısında
deli İbraaam’ın boncuğu içinden çıkardığı nesneye dönen başkan, dişlerini
gıcırdarak
“Aaaa! O nasıl söz? Hem bak
sayın muhterem başkanım burada olmasaydı ben sana gerekli cevabı verirdim; ama
sen bu yüce şahsiyetli muhterem başkanıma dua et...”
diye başlayan bir ültimatom
verdi. Verilen ültimatoma karşı benim karşı bir ültimatom vermem beklenirken.
Koca kafalı adam şen bir kahkaha atarak karşılık vermişti.
Başkan bu beklenmedik
kahkahaya karşısında yavaş yavaş yükselen zoraki bir kahkaha atmaya başladı ve
arkasından
“Çok komiğim deelmi sayın
başkanım?”
Koca kafalı “Hasstir lan”
gibi bir ifade ile
“Yok değilsiniz Hünkar İliç
Lenin bey!”
Başkan bu sefer deli İbraama
lüzum kalmadan tek başına bombok olmuştu.. Suratında mor güller açan başkanın
gülmesi, tekleyen pancar motoru gibi yavaş yavaş eridi ...
Koca kafalı keyifli bir ifade
eşliğinde bana dönüp:
“Siz bu patavatsızın kusuruna
bakmayın, üstüne afiyet kendisi azzıcık yobaz olurlar da!”
“Valla siz daha iyi
bilirsiniz! Ben hiç karışmayayım.”
“Anladığım kadarıyla sizin
burada bulunma sebebinizin bugün benim burada yapacağım konuşma ile alakası yok
di mi?”
“Pardon! Sizin konuşmanız mı
var bugün???”
“Anlıyorum, size bir şey
sormak istiyorum Hüsran bey,
"Buyrun"
"Pardon ama tam olarak siz
kimsiniz ve burada hangi sebeble bulunuyorsunuz?”
“Ben bir büyük gazetede
stajer gazeteciyim ve bir Alevi kökenli biri olarak şu son yıllarda ortaya
çıkan ya da daha belirgin bir hal alan “Komünist” ve “Alevi” kesimleri arasında
zaman zaman ateşli tartışmaların sebebini bulmak ve bu sebebleri irdelemek için
buradayım. Ama, şunu da belirtmek isterim ben burada kendi isteğimle
bulunuyorum. Yani staj yaptığım gazetenin bir alakası yok.
“Eğer yanılmıyorsam? Az önce
Hünkar İliç Lenin bey partilerinin yeni üyesi dedi?”
”Yok öyle bir şey, Hünkar bey nereli olduğumu sordu. Sonra, olay yemin ettirme
ve üyelik gibi alakasız konulara kadar ilerledi. Eğer siz gelmeseydiniz ben şu
an bilmem hangi şehrin parti il başkanı olmuştum herhalde. Şaka bir yana, ben
üye filan değilim.”
“Hımmm, peki bizden yani
komünist kesimden ne öğrenmek istiyorsunuz?”
“Sizler kendinizi nasıl
tanımlıyorsunuz? Yani Alevi kökenli komünist mi? Yoksa hem Alevi hem komünist
olarak mı?”
“Bizler kendimizi hem Alevi
hem komünist olarak tanımlıyoruz.”
“Bu cevabınızı biraz
açarsanız sevinirim.”
“Hay hay efem, hemen açayım;
şimdi aslında Aleviliğin felsefesi ile komünizmin felsefesi tam olarak
örtüşmektedir. İki idelojinin de merkezinde “insan” olgusunun olması bunun en
büyük kanıtıdır. Ve ayrıca Alevilik ile sosyalist düşünce uzun yıllardan beri
iç içe yaşayarak artık “et ve tırnak” gibi birbirlerinden ayrılmaz hale
gelmişlerdir. Ama kendilerine Alevi diyen bir takım yobazlar tutup böylesi güzel
bir inancın kökünün orta doğudan geldiğini iddia edip çağdaş halkların
kafalarını karıştıyorlar. Aslında bizim inancımız bundan 250 yıl yok pardon 900
yıl önce Anadolu’da oluşmaya başlamıştır.”
“İlginç ama unutmayınız ki
Alevilik bir metafizik düşüncenin ya da tarihin üstüne kurulmuştur ve Tanrısı,
Peygamberi gibi olguları da vardır. Ve bu olguları komünist düşüncenin tamamıyle
red ettiğini bilmem hatırlatmama gerek var mı?”
“Gerek yok sayın Hüsran bey.
Ama benim de size şunu hatırlatmama izin veriniz, bizler Karl Marks
hazretlerinin her dediğinin ya da her düşüncesinin doğru olduğunu kabul
etmiyoruz. Yani Karl Marks hazretlerinin ‘din afyondur’ demekle yanılmış
olduğunu düşünüyoruz.”
“Ama, o sözü Marks değil de
başka birisi söylememiş miydi? Her neyse, demek siz Marksizmi de tam olarak
kabul etmiyorsunuz?”
“Bakın ama bu olmuyor. Siz
olayı çarpıtmaya çalışıyorsunuz. Bizler Marksizm gibi kutsal bir ideolojiyi
sorgulamayız...”
“????”
“Hatta bizler Karl Marks
hazretlerinin gibi ulu ve yüce bir varlığın kuramlarıyla düşüncelerini
sorgulamayız. Diyoruzki o gün yani bu ‘din afyon’ lafını söylediği gün belki,
bir ihtimal acele ile söyleyebilmiştir. Yoksa öyle bir maneviyatı büyük bir
şahsiyeti sorgulamak, yargılamak bizim gibi kullarına düşmez.”
“???? Müsaade ederseniz,
ikinci bir soruma geçmek istiyorum. Efendim şu bana verilen broşörlerden
anladığım kadarıyla sizler dernek olarak Aleviliği yeniden yorumlamak
istiyorsunuz.”
“Allah’ın izniyle pek yakın
bir zamanda bu güzel inancımızdan zamanı geldikçe bazı gereksiz detayları silip
atacağız.”
“Mesela ne gibi detayları
silmeyi düşünüyorsunuz?”
“Bakın siz olayı yine
çarpıtmaya başladınız. Biz herşeyi toptan hemen yapacak değiliz. Bu işleri
kademe kademe yapağız...”
“????”
“Mesela ilk olarak Ali’nin
yerini Hazreti Lenin alacak. Mesela ileride Cem’lerde edilecek dualarda
‘...görevimiz Hz. Hüseyin'in yeri, yardımcımız Hakk-Muhammed-Ali ola...’ yerine
‘...hedefimiz Hz. Hüseyin'in yeri, yardımcımız Marks-Engels-Lenin ola’ gibi
kulağa daha çağdaş ve hoş gelen bir tarz egemen olacaktır. İlk kademe dahilinde
yapmayı düşündüğümüz diğer bir değişiklik ise ‘dara çekme’ mahkemesinin
cezalarında olacak. Mesela sosyalist Alevilik hakkında ileri geri konuşan,
karşı rejimler ile işbirliğine gidenler, Şerefli bir şekilde Çin usulü kurşuna
dizilmelerini sağlanacak.... Koca kafalı, kendini kaptırmış Cem’i komple yeni
yazma ve kendi gözünde sosyalistleştirerek(!) zavallı Aleviliği (!) düştüğü
yobaz (!) çukurundan kurtama senaryolarını çoşkulu bir şekilde anlatırken,
birden meydanın insanlarla dolduğunu ve hatta taştığını fark ettim.
Hayret konuşmaya o kadar
dalmıştım ki bu kalabalığı bile fark etmemişim. Bana anlatılan saçmalıklardan
gına gelmek üzere iken üstünde “Huzuru sosyalizmde ara” yazılı tişörtüyle
gelen vatandaşın biri Koca kafalının kulağına bir şeyler söyledi. Koca kafalı
senaryolarına ara vererek..
“Pardon Hünkar İliç Lenin bey
halka konuşmasını yapmadan önce benimle görüşmesi gerekiyormuş. Ben biraz dan
gelirim... affedersiniz.”
deyip gitti. Bende fırsat bu
fırsattır diye mahşeri kalabalığı yararak olay mahallinden bir an önce
uzaklaşmaya başladım. Meydandan epey uzaklaştığımda uzaktan belli belirsiz
başkanın yırtınırcasına yaptığı konuşması kulağıma çalınıyordu....
“Selamlar ossun sizlere
yoldaş Alevidaşlarım selamlar ossun, Ali'nin selamı, Marks'ın kuramı,
Lenin'nin davaya bağlılığı ve Cenab-ı Hakk’ın sevgisi üzerinize osssuuun.”
“Yaşaaaaa, bravoo,
şak..şak..şak..”
“Sağolun sağolun elleriniz
dert görmesin... Biliyorumki yağmur, çamur da demeden uzaklardan kalkıp
geldiniz!. Hoş geldiniz iyi ki geldiniz!. Marks hazretlerinin şefkatı üstünüze
ossun...”
Zırrr zırrr zırrr
-Kim bu yaaa?..... ja?
-Benim Hakan
-Ooo Hakan abi hoşgeldin.
-Hoşbulduk Demirhan, rahatsız
filan etmiyorum değilmi?
-Yok abi o nasıl söz? Gerçi
zil çaldığında bir cahillik edip gıyabında bir posta kalay çektim. Ama, senin
ziyaretlerin beni her zaman mutlu etmiştir güzel abim. Geç buyur abi öyle
alacaklı gibi kapıda kalma.
-Ne var ne yok? Anlat bakalım
neler yapıyorsun?
-Ne olsun abi be! malum ev
erkeği olduğumuz için sabahtan akşama kadar ev işleriyle, kızımla uğraşıp
duruyorum işte.
-Sahi o okyanus gözlü güzel
kızın nerede?
-Kızım bugün Anneanesin’de
amcası
-Oh oh oh çocuğu kaynana
postaladın mis gibi evde kebab yapıyorsun. Valla arasıra senin bu ev erkekliğini
kıskanmıyor değilim yani.
-Abi nesini kıskanıyon ya?
inan bana kıskanılacak bir durum yok. Hani derler ya “uzaktan davulun sesi hoş
gelir” diye. İşte bence senin kıskanmanın sebebi o davulun yalancı notaları.
-Peki sen öyle diyorsan öyle
olsun Demirhan.... eee son günlerde neler yapıyorsun? anlat bakiim
-Bir yazı var onunla
uğraşıyordum..
-Rahatsız ettiysem?
gidebilirim yani..gerçekten sorun değil...
-Yok abi o nasıl söz? Ne
rahatsızlığı? Senin her zaman başımın üstünde yerin vardır.
-Saolasın bende seninle
sohbet etmeyi seviyorum.. yazı kimin için?...Gazete için mi yazıyorsun?
-Yok abi gazete için değil.
Uzun zamandır alevilik ve sosyalizm hakkında aleviyol diye bir e-mail grubunda
tartışmalar vardı, bende şeytana uyup kendimce işte bir şeyler yazmaya çalıştım.
-Bir mahsuru yok ise
bakabilirmiyim?
-Ne demek abi memnun olurum.
Hem senin o değerli fikirlerini ve eleştirilerini dinlemek güzel olur.
-Hımm “Alevi ossun” başlık
kulağa hoş geliyor.... mırın mırın mırın... hımmm giriş fena değil. Şu “Tarçıncı
Kamil” diye geçen tip gerçek hayatta varmıydı? Yoksa hayal ürünümü?
-Hayal ürünü abi.
-Bu Zırrıki senmi oluyorsun?
-Yok abi ya tamam ben
zırıkiyim de ama, o Zırriki ben değilim..
-Mırın mırın mırın....şu
isimler ama, hoşuma gitmedi.
-Tahmin etmiştim zaten kırk
yıllık bir komünist olarak senin hoşuna gitmeyeceğini. Ama yazının devamını
okursan belki bana hak verirsin!
-Hem bak bu isimlerde mantık
hatası var.
-Abi nasıl bir hata?
-Şöyleki mesela şurada
YAYSDPA diye uydurduğun siyasi partinin yöneticisi tutup aklınca
Lenin’leştirmişsin. Ama, Lenin bir sosyal demokrat değildi ki. Aksine onları pek
sevmezdi. Bence sen burada “Ali Murat İsmet Karayalçın İnönü” tarzında bir isim
bulsaydın daha gerçekci olabilirdi.
-Evet abi anlıyorum.
haklısın....
Mırın mırın mırın şurada yani
şu “Aydın, Çağdaş...” diye başlayan söylemde bu başkan olacak hıyarın
tutarsızlığını iyi vermişsin. Sahi böyle tiplerle hiç karşılaştınmı?
-Evet abi bir kaç defa
karşılaştım hatta bizim aleviyol mail grubunda bir iki hödük “Sosyalizm ile
Alevilik ayrılamaz” diye saçmaladıklarına şahit olmuşluğum bile var.
-Demirhan kusura bakmazsan?
sana bir şey diyecem; Sen gerçekten pırlanta gibi adamsın...
-Yapma abi be! Bak sonra
şımarırım haberin olsun.
-Yok sahiden diyorum. Amma şu
yazılarında argo kullanma hevesin hiç hoşuma gitmiyor. Hatta sırf bu argo
kaelimeler yüzünden gazetede çıkan yazılarını okumuyorum.
-Sahimi? Demek o kadar itici
geliyor?
-Yok hepsi diyemem ama senin
dediğin gibi bazıları itici geliyor.
-Yani bazı argoları
seviyorsun?
-Evet dedim ya bazen hoşuma
gidiyor. Ama genelde hoşuma gitmediğini bilmeni isterim... darılmadın dimi?
-Yok abi darılmadım.. ortada
darılacak bir şey yok. Çünkü senin hoşuna gitmeyen bazıları bazı okuyucunun
hoşuna gidiyor senin hoşuna giden bazı argolar gibi...ama pekte haksız
sayılmazsın çünkü arasıra eski yazılarımı okuyunca bazı gereksiz argolar
bulmuyor değilim yani. Fakat genelde ben argolarımdan memnunum..
-Peki ağam yazan sensin
senden iyisinimi bileceğiz?
Yapma abi be! Öyle sitemli
konuşma... evet haklısın abi ama, dediğim gibi ben klasik edebiyat yazmıyorum
ki. Yani üstad Neyzen Tevfik “Küfür lisanın tuzu biberidir” diye boşuna
söylememiş. Mesela şu ünlü dörtlüğü gibi;
“Kime sorduysam seni,doğru
cevap vermediler;
Kimi hırsız,kimi alçak
kimi deyyus!... dediler...
Künyeni almak için
,partiye ettim telefon,
<<Bizdeki kayda göre
şimdi o meb’us>> dediler!..”
Şimdi burada
“Deyyus” çıkartsan dörtlük yağsız tuzsuz hastahane yemeğine dönmezmi? ve ayrıca
bende öyle banal bir şekilde kullanmıyorum tuzu biberi.. yoksa yanlışmı
düşünüyorum?
-Peki vazgeçtim. Söyleyen
gitti.. mırın mırın mırın... evet genel olarak fena değil. Şurda "Kız Onur" der
iken gizliden gizliye birilerine mesajmı göndermek istedin?
-Yok abi ne alaka? Onu ben
sadece yazıya renk olsun diye kattım.
-Peki sizin mail
gurubundakiler bu "rengi" yanlış anlamayacaklarına eminmisin?
-Genel olarak anlaşılacağına
eminim.
-Umarım...Peki Demirhan
efendi şimdi söyle bakalım bu yazında tam olarak nasıl bir mesaj vermek istedin?
-Abi yoksa mesajlarım
anlaşılmıyormu?
-Hemen telaşlanma anlaşılıyor
anlaşılmasına ama ben senin ağzından duymak istedim.
-Haaa öyle desene abi ya
yüreğime iniyordu az kalsın... “Daaaadiiit on puanlık uzman sorusu!” hani
Zeki-Metin’nin bir skeçi vardı ya... valla kendimi bir an için o skeçte
hissettim iyimi? Şaka bir yana şimdi sana “Nasıl bir cevap vereyim?”
Yada “Vereceğim cevabın
fiyakasını nasıl yükselteyim?”diye düşünmekten beynime kramplar girmesine engel
olamıyorum. Çünkü karşımda boru değil, kütüphanesinde ikibinin üzerinde kitap
barındıran Hakan ..... abi var..... ufff abi şimdi sende öyle bir soru sordunki
-Oooo seninle işmiz var.
-Dur abi ya gözünü sevem.
Daaaadiiit... peki cevap veriyorum efendim, hö höhö!! Dur hava gireyim.... Ben
bu yazıda komünizm ile Alevilik arasında ki farkı görmeyen, hatta bu körlükte
ısrar eden sözüm ona devrimci hödüklere cevap olarak yazdım. Dur sen şu kırk
yıllık devrimci olarak şu "hödük" lafıma celallenmeden ben sana bir şey
sorayım; Peki sen bu “Alevilik ve Komünizm” ilişkisine sen bir komünist olarak
nasıl bir açıklama getirirsin?
-“Hoppla dam üstünde
saksağan, hadi kaynanaya gidelim” gibi oldu bu ya....
-Hakan abi kaytarma şimdi..
-Hehehe peki örtmenim(!)
adama bak hem dava arkadaşlarıma hödük de hem acayip acayip sorular sor hem de
bizi burada böyle aç susuz bırak. Adam “abi çay içermisn, bir bardak su
vereyimmi” der en azından.
-Abi çay içermisin, su
vereyimmi?
-Hadi ordan zevzek.. açık
olsun benim çay, malum midem kaldırmıyor koyu çayı..
-Tamam abi... buyur abi açık
çayın
-Sen ne sormuştun?
-Hakan abiii!!
-Neden kıyızorsun ki? ben
unutkan yaşlı başlı adamın tekiyim hehhe...peki gelelim senin uzman soruna;
Şimdi ben bir sunni kökenli birisi olarak siz alevilerin iç sorunlarını pek
bilmediğim yada sizin kadar olayların içinde bulunmadığım dan dolayı yapacağım
değerlendirme ne kadar doğru olur ? bilmem ama... senin hatırın için bir
deniyeyim;
Şimdi alevilik olgusu
içerisinde
1. Hümanizm, haksızlığa karşı
çıkma vs vb..
Gibi sosyalist düşüncenin
içerisinde var olan olgularla örtüşmesi.
2. Aleviliğin diğer inançlara
göre bu topraklarda azınlık olmasından dolayı uğradığı haksızlıklar ve zülümler.
3. Sosyalist düşüncenin her
zaman ezilenden yana olması. Örneklemek gerekirse? Şu son yıllarda yaşanan
üniversiteler’de bazı gerici ve yobaz siyasi güdümlemeler ile bir alakası
olmayan “Türbanlı gençliğe verilen destek “gibi çarpıcı bir örnek verebiliz.
-Yani o zaman yıllar öncesi
de siz sosyalistler alevilere bu bağlamda mı destek verdiniz?
- Hem öyle hem öyle değil.
Dur işte anlatıyorum ya... az önce kısaca saydığım bu üç ve diğer bazı
etkenlerin oluşturduğu uygun ortamın. Bazılarının deyimi ile “kader”. Bana göre
ise zamanın ve devrimin gereği olarak ve ayrıca alevilerin içerisinde
sosyalizme gönül ve sırası geldiğinde can vermiş olmaların da etkisi olarak
başlamış bir evlilik olarak görüyorum. Ve bildiğin gibi her evlilikte dönem
dönem sorunlar yaşanır....
- Desene bu sosyalist
arkadaşların bizi boşamaya niyeti yok hahaha
-Demirhan dinlemeyeceksen?
Anlatmayayım
-Aman Hakan abi ya bir şaka
yapalım dedik demediğini bırakmadın ya... evlilik gibi ha? Hahahah
-Tabi o zamanlar kendilerini
sosyalist olarak tanımlayan bazı cahil arkadaşların aleviliği kendisine özgü
özelliklerini kullanarak sosyalist düşünceye uyarlamaya çalışmaları gibi
densizliklerin sonucunda , işte sizin mail grubunda böyle anlamsız
tartışmaların temeli atmış olduklarını belirtmek isterim.
-Yani sen Alevilik ile
Komünizm’min “et ve tırnak” gibi bir birinden ayrılamaz olarak görmüyorsun?
-Demirhann!! Sen Oktay
abinden en son ne zaman dayak yemiştin?. Yok yani yanlış anlama eğer abin seni
uzun zamandır dövmediyse? Onun Almanya’daki vekili olarak ben seni bir posta
döveyim diyorum hehehe
-Hımmm hatırlamadığıma göre
abimin son dayağını yiyeli çok uzun zaman olmuştur. Hakan abi hani sosyalizm
içerisinde humanizim barındırırdı? Baksana sen benim gibi korumasız, şeker
hastası üstüne üstelik resmi makamdan onaylı kılıbık bir kardeşini dövmek yada
dövmeye kalkışmanı humanizm anlayışına nasıl sığdırıyorsun?
-“Resmi makam dan onaylı
kılıbık” nasıl oluyor lan?
-Valla geçen gün yeni kimlik
çıkartmak için gitmiştim. İşimi sordular bende “ev erkeği” dedim adam da ikinci
defa sormaya bırak, şöyle anlamamış gibi “ha!!” bile demeden caart diye
yazıverdi bilgisayara....
-Konsolosluk senin işini
öğrenip de ne yapacakmış?
-Konsolosluk değil abi. Ben
alman vatandaşı oldum ya alman memur sormuştu
-Haaa öyle desene pis gavur
seni hehhe
-Hakan abi şaka bir yana
yazımı nasıl buldun?
-İmlâ hatalarını saymazsak
fena değil.
-Hakan abi bak aklıma ne
geldi?
-Yine ne geldi?
-İstermisin bizim bu
konuştuklarımızı şu yazının altına ekleyeyim ha?
-Yok aman ha! milletim işi
gücü yokta bizim muhabbetimizimi okuyacak. Hem ben yüklüce telif ücreti isterim
haberin olsun.
01.07.2004 |