|
Turan Eser
ALEVİ ÖRGÜTLENMELERİ,
SORUNLARI VE GERÇEKLERİ KABUL EDELİM
Aslında bu
başlıkla bir yazıyı yazacağımı 1993 ve 1996 yılları arasında
düşünmezdim. Ama bugün Alevi örgütlenmelerinin içinde bulunduğu duruma
tanık olunca bu başlığı koymakta tereddüt etmedim.
Bu yazımda
sizlere Türkiye’de ve Avrupa`da Alevi toplumunun içinde bulunduğu
örgütsel sorunları anlatmak ve mevcut Alevi örgütlenmelerinin neden
yeniden yapılanmaya ihtiyacı olduğuna dair görüşlerimi, bazı çözüm
önerileri ile birlikte sunmak istiyorum. Tıpta, bir hastalığa doğru bir
teşhis konulmadan doğru bir tedavi yapılamaz, ilkesini, kurumsallaşamama
hastalığı yaşayan Alevi örgütleri hakındaki durum değerlendirmesini
yaparken de göz önünde bulundurmak gerekiyor.
Öyleyse, bir
durum değerlen-dirilmesi gerekiyor. Alevi örgütlenmelerinin bugün karşı
karşıya olduğu sorunları daha iyi anlamak için geçmişin kısa bir
muhasebesine eleştirel bir yaklaşım gerekir. Çünkü bugün yaşanılanların,
dünle tarihsel ve örgütsel bir bağı var. Bu yazıda geçmişin kısa
muhasebesini yaparken, tarihsel sürecimizin bir kesintisi üzerinden
değerlendirme yapacağım: 1993 ve 2004 arası dönem. Çünkü, Alevi
toplumun örgütsel olarak, bugün yaşadığı tıkanıklığı ve örgütsel krizin
önemli bir kaynağı ve verileri bu dönemde gizlidir.
1993 – 1995
arası dönem
Türkiye’de
ve Avrupa’da kurulmuş olan, üye sayıları sınırlı Alevi örgütleri daha
çok kültürel ve inançsal alanda faaliyetler sürdüren yarı Dergah, yarı
dernek örgütlenmesine denk düşmekteydi. Dönemsel ve siyasi erkin
dayattığı koşullarda kısmi taleplerle daraltılmış örgütlülüğe sahipti.
Fakat bu talepler doğrultusundaki faaliyetleri etkili ve sonuç alma
konusunda oldukça yetersizdi.
1993 Sivas
ve 1995 Gazi katliamından sonrası yaşanan süreç ile birlikte bu
örgütlenmeler etrafından Alevilerin hızla kitleselleştiğine tanık olduk
ve yaşadık. Madımak ve Gazi katliamı ile yaşanılan baskılara ve yok
sayılmaya karşı Alevilerde bir kimlik uyanışı açığa çıkmıştır. Kültür ve
Alevi inanç önderleri isimleriyle kurulmuş dernekler, 2 Temmuz 1993’ten
sonra toplumsal tepkinin örgütlenmesine ev sahipliği yapmıştır. Üye
sayıları onlar basamağını geçemeyen derneklerimiz, yüzler ve binler
basamağına ulaştı. 2000 binli yıllarda tekrar bir düşüş yaşamasını
engelleyemeyecekti.
Artık Alevi
toplumun yarattığı bu tepki hareketi, süreç içerisinde ta-leplerini net
ifade edebilen ve daha yüksek sesle kamuoyunun gündemine oturan bir
meşru mücadele ile taraf ilişkisi yaratmıştır. Aleviler artık bir
taraftır. Bu taraf ilişkisi yaratılmasından, Alevi örgütlenmelerinin
daha geniş bir uygun etkinlikler ve eylemler ile desteklemesiydi.
Burada altı
çizilmesi gereken husus, kitleselleşmenin bir örgütsel
çalışmadan daha
çok kendiliğinden bir karaktere sahip olmasıydı. Alevi toplumu, Madımak
Otelinde vahşice yakılan, Gazi’de kurşunlanan canları ile kendisini
özdeşleştirdiği için kendine mekansal olarak duran en yakın Alevi
derneklerine üye oldular. Aleviler, derneklerine üye olurken mekansal
tercih yapmalarının nedenini, „hepimiz Aleviyiz, hangi dernek olduğu
farketmez“ düşüncesi ile hareket ettiler.
Yüzü dışa
dönük Alevi örgütlenmeleri
Bu tepki
örgütlenmesinin duygusal ve dayanışma özelliği yüksekti. Bu dönemde
Alevi örgütleri, üyeleri ve destek kitlesinin yüzü, tepki duyduğu
devlete ve gericiliğe dönük eylemlerindeydi. Daha çok dışa dönük çalışma
ve mücadele egemendi. Alevilerin kitleselleşmesine denk düşen süreçte,
Alevi örgütlenmelerinde, demokratik çalışma tarzı, bilimsel ve teorik
üretim alanında kalıcı bir çalışma istisnalar dışında yaratılmadı. Buna
sebep ise, Türkiye gündeminin sürekli yoğun ve hareketli olması, bizleri
de sürekli bu pratik çalışmalar içine çekerek daha çok koşturan ve az
düşünen bir örgütlenmeye dönüştürdü. Hatta şunları sık sık duymaktaydık,
“şu an iş yapana ihtiyaç var, kafa çalıştırana değil”
1996 ve yüzü
içe dönük Alevi örgütlenmesi
Her
toplumsal tepki hareketinde olduğu gibi, Alevi hareketinin dışa dönük
çalışma ve mücadelesinde, 1996’lardan sonra düşüş yaşanmıştır.
1996 sonrası
yüzü örgüt içine dönen yöneticiler ve üyeler, kurumsallaşamamış
örgütlerinde, faaliyetlerinin merkezlerine hangi çalışma, program ve
fikri açılımı koyacaklarına dair önemli adımlar atamadıklarından, ciddi
bir bocalama dönemi ve dağınıklık yaşamıştır.
Önceside
olan, ama özellikle 1996 sonrası, deyim yerindeyse derneklerde fikir ve
yol yandaşlığının yerini, birey yandaşlığı almıştır. Bu ise dernek
yönetimlerindeki iktidar mücadelesini açığa çıkarmıştır. Bu dönemde iyi
niyetli bazı girişimler, Alevilerin BİRLİK sorununu gündeme getirmiş ise
de sonuç alınmamıştır. Alevi Temsilciler Meclisi asli gündemi olan,
Alevilerin birlik ve ortak program sorununu çözemeden, çözümü başka
medet kapılarından arar duruma düştü.
Bu dönemde
kitlesel ve taraf iliş-kisi yaratmış Alevi örgütlenmeleri üzerinde çok
yönlü oyunların oynandığı ve projelerin yapıldığını biliyoruz.
Alevilerin bağımsız örgüt-lenmesini zayıflatmak ve bunu güçlenmesine
engel olmak için dıştan içeriye sokulan gizli ve sahte vaatlerle Alevi
örgütlenmeleri arasında gereksiz tartışmalar yaratıldı. Gerek DBH
gi-rişimi, gerekse mevcut siyasi partilerin bir çoğu Alevilerin örgütlü
kitlesel gücünü, kendi lehine kazanmanın stratejik yöntemlerine
başvurdular. Dönemin iştah kabartan teklifleri karşısında, siyasi rant
beklentisi olan bir çok örgüt yöneticisi, “Alevilerin haklarını
siyasette temsil etmek” için, iradesini temsil ettiği tabanından
habersiz, parti kapılarında medet aramaya başlamıştır. Kişisel siyasi
arayış tercihlerinin, Alevi toplumun beklentilerini karşılayacak bir
toplumsal siyasi taleple örtüşmediği ve tarzında etik olmadığı
biliniyordu.
Aleviliğin
örgütlenmesini ve kendi demokratik haklarını, diğer toplumsal demokratik
haklar mücadelesi ile bütünleşerek aramasını istemiyen sistem partileri
ve devlet, Anadolu Alevi örgütlenmelerini dağıtmak ve zayıflatmak için,
Ehlibeyt Vakfı ve CEM Vakfını “taraf” ,”uyumlu taraf” olarak göstermek
için, bu kurumların protokollerindeki koltukları boş bırakmadılar. Yine
aynı dönemde DYP Genel Başkanı Tansu ÇİLLER’in Alevilik dosyası
hazırlatması bir tesedüf değildi.
Devlet
erkanı bu konuda Alevi hareketinin toplumsal dokularındaki bazı
hassasiyetleri iyi kullandığı biliniyor. Merkez sistem partileri,
Alevilerin önde duran kadrolarını vitrinine alma vaatlerini ve seçim
öncesi göstermelik „adaylarımız olacak“ aldatmacasıyla, Alevi
örgütlerinin üyelerinin, yöneticilerine karşı güvensizlik duygusunu
artırmayı başarmıştır.
O dönem
siyasi taht vaatleri ile para gücünün ağır basması, inanç gücünü
sollamıştı. Yoksa 1995, yılında Türkiye’deki Alevi Temsilciler
Meclisinin (ATM) iflasını beraberinde getirmesini nasıl açıklanır ki?
Anadolu Alevi
kimliği ve yabacılaşma sorunu
Yıllardır
Türkiye’de uygulanmakta olan asimilasyon politikaları ile Aleviler
kimliklerine yabancılaştırmaya ve sistemin Sünni Türk-İslam anlayışına
eklemlenmeye çalışıldı. Gerçekleri “tehdit” olarak ortaya koyan siyasi
iktidarlar, Anadolu Aleviliğini, İslamın Sünni yorumu ile Şiilik
ekolündeki Alevilik tanımları ile dezavantajlı konumdaki insanların
kafalarını karıştırmakta kısmen başarı elde etmiştir.
Aleviler,
kendi kimliklerinin temel öğelerini oluşturan inanç/kültür ve felsefi
öğretilerini devletin ideolojik aygıtları (diyanet, zorunlu din
dersleri, TV-radyo programları, basın, vb..) ve bunun destekçileri
üzerinden tanımlanması ile karşı karşıya kaldı. Aleviler yönelik
bu tür asimilasyon amaçlı ideolojik saldırılar karşısında Alevi
örgütlenmeleri arasında PSAKD, Hacı Bektaş Veli Dernekleri, Hacı Bektaş
Anadolu Kültür Vakfı ve AABF kısmen kendi kimliklerinin gerçekliğine
sahip çıkma konusunda önemli adımlar attı. Fakat bu “sahip çıkma”
sürecinde bile kendi örgütleri içinde örgütsüzlük, kafa karışıklığı ve
net bir tutum olarak ortaya konulacak Alevi kimliği tanımları bir
bilimsel çalışma ile sonuçlandırılamadı.
Bu görev
halen önümüzde duran, ciddi bir ihtiyaçtır.
Anadolu Aleviliği ve öğretisine yönelik, içten ve dıştan gelen yoğun bir
tarihsel, sosyal, siyasi ve kültürel tahribatlara karşı, aklın ve
bilimin ışığında çağdaş yorumları ile gerçek özü buluşturmak en temel
çalışma ve görev olmalıdır. Aleviler ve Alevi örgütlenmeleri yaratılmış
bir muğlaklık ile yoluna devam edemez.
Anadolu
Aleviliğinin 7 asırlık tarihsel mirasını ve öğretisini, günümüz
dünyasının gerçekliğine, çağdaşlığına taşımak, aydınlık bir gelecekle
buluşturmak zorundayız. Fikri kaynağını resmi görüşün ve Şiilikle
yorumlanmış, hiçbir bilimsel temeli olmayan fikir artıklarından
derlenmiş kitapların ışığından yürüyerek, Aleviler yolunu bulamaz. Bugün
yüzlerce derneğimizin kitaplığında ve standlarında, Anadolu Aleviliği
yerine, Şiilik ya da “halk islamını” “kurtuluş” adresleri olarak
gösteren kitaplar sunulmaktadır.
Aleviliğin
tarifi konusunda otuzdan fazla ayrı yorum yapılmaktadır. Alevilerin ve
Aleviliğin sosyolojik, tarihsel, kültürel, inançsal, felsefi bir çok
yönüne ilişkin farklı yorumlar, farklı uygulamalar mevcuttur. Bunların
tümünü birden tarif etmenin olanaksızlığı bu soruya cevabı da
güçleştirmektedir. Bu sorunun güçlüğü iki sebepten kaynaklanmaktadır.
Birincisi, Alevilerin dağınık ve parçalanmış örgütlenmelerinin sonucu,
her kesim, Alevilik konusunda kendi bakışı ile bir tarif ve yorum
yapmaktadır. Alevilik sanki bir bedenin tüm organlarının birbirinden
ayrı yerde durması gibi adeta parçalanmış durumdadır. Bunlara ek olarak
Alevilik ve Aleviler üzerine bir dizi araştırmalar yapılmış ve yazılar
yazılmıştır.
Aleviliğin
bugüne kadar yapılan tarifi ya da yorumları körün fili tarif etmesine
benziyor. Dolayısı ile bir bütünlük arzeden ortak bir çalışma mevcut
değildir. Onun içinde her Alevi örgütlenmesi kendi yorumunu getirerek,
durumu güçleştirmektedir.
İkincisi,
Alevilik kendi içerisinde mozaik yapısı olan, Alevilerin değişik
yörelerde, ülkelerde olması, farklı uygulamaları olması da ayrı bir
durumdur. Yani bugün Alevilik öğretisi hakkındaki farklı düşünceler ve
uygulamadaki farklılıklar üzerinden ayrışmalar yaratılıyor.
Alevilik
hakkındaki tarifler ve yorumlar
Özünü bilirsen,
özürden kurtulursun
(Hacı Bektaşi
Veli)
Bu konuda
Alevi yazarlarından, Baki Öz ”Alevilik nedir” adlı eserinden Alevilik
hakkında 32 tane ayrı tarif ve yorum yapıldığını yazıyor.
”Alevilik
islam içidir, Alevilik islam dışıdır, Alevilik bağımsız bir dindir,
Alevilik, tarikat değil mezheptir, Alevilik sadece kültür ve yaşam
biçimidir, Alevilik şiilik`in alt koludur, Alevilik gerçek Şiiliktir,
Alevilik gerçek islamdır, Alevilik, Allah-Muhammed-Ali üçlüsünün
sentezidir, Alevilik öz Türklüktür, Alevilik Araplarla ilişkisi yoktur,
Alevilik orta Asya kaynaklıdır, Alevilik dinler üstüdür; barış ve
sevgidir, Alevilik materyalist dünya görüşüdür, Alevilik marksizmle
müsahiptir, Alevilik İran-Mezopotamya platosundaki kürtlükten
ibarettir.” diye, Alevilik konusunda henüz ortak bir görüşün
bulunmadığını göstermiş oluyor. Kendisi de bu arada 33. Alevilik
tarifini yapıyor. Ayrıca bu tarifleri bugün çoğaltmak mümkündür. Mesala,
Diyanet Aleviliği, Zaza Aleviliği, Arap Aleviliği gibi farklı
tanımlamalarda sık sık gündeme gelen yorumlar içindedir.
Aleviliğin bu
kadar çok farklı ve bazen birbiri ile zıt olan tanımları karşısında ise
Lütfü Kaleli, Pir Sultan Abdal Dergisi’nin Kasım-Aralık 1996 tarihli
sayısında şaşkınlığını şöyle dile getiriyor. ”Son beş yıldır Alevi
örgütlülüğünde yer aldım. Birçok ülke, il ve köy gezdim; konuştum,
dinledim, araştırdım, yazdım.. esef duyarak söylüyeyim ki, ne denli
Alevi varsa, o denli Alevilik tanımına rastladım. Toparlamak adına ne
kadar, ne denli çok örgütlendikse, o denli çok ayrışmaya tanık oldum”
Yani kimi
Aleviliğin inanç boyutunu öne çıkarmakta, kimi kültürel ve felsefi
boyutu savunmaktadır. Kimi gerçek islamın Alevilik, kimi ise islamla hiç
alakası olmadığını savunmaktadır.
Bugün
Alevileri bölünmüş ve dağınık halde yaşamlarını sürdür-mesinin, diğer
bir nedeni ise, değişik Alevilik yorumu getirenlerin, ortak bir zemin
bulma yerine, birbirlerinden nasıl farklı oldukları üzerine eğilmeleri
ve bu ayrılıklara uygun farklı farklı uygulamalara ve yorumlara
başvurmalarıdır.
Fakat
burada önemli olan, yaşadığımız dünyanın nasıl yorumlandığı ve bu
yorumlayış içerisinde kendi kimliğini sorgulayan onu kendi çoğulculuğu
içerisinde kabullenerek, birini birine empoze etmeden, yaşadığı sürecin
toplumsal sorunları içerisinde kimliğine sahip çıkmak ve toplumsal
sorunların çözümü içerisinde kendini koruyarak yer almasıdır.
Bugün bu
tezlerin hiç birisi tek başına Aleviliğin net tarifini yapamamaktadır.
Körün fili tarifi gibi herkes kendi hoşuna giden biçimi ile tarif
etmektedir.
Aslında bu
tarifleri arkaik Alevilikte aramak gerekir. Yani yaşanmış olan
Alevilikte. Bugün Alevilerin yüz yıl önceki Alevilerden farklı
yaşamasının nedenleri üzerine düşünmek, unutulmuş bir kimliği bugün
yeniden çağın gerekliliğine uygun halde nasıl yaşanılır olacağına kafa
yormak gerekir.
Alevilik
ilk Çağ inançları, mazdek, sabilik, budizm, şaman, zerdüşt ve daha bir
çok inançsal geleneklerin kaynağına dayanan ve sonra İslamın ortaya
çıkmasıyla, İslamdan da etkilenen, kendine özgü inancı olan ve
Anadolu`daki çok dilli, çok inançlı ve çok kültürlü toplumsal
formasyonda, Anadolu`ya özgü Alevi kimliğine ulaşan yapısı ile, bir
inançsal, kültürel ve felsefi kimliktir.
Alevilik
insan olmanın evrensel tanımıdır
Anadolu`da
bir çok dinin, inancın, kültürün birbiri ile iç içe yaşamındaki kültürel
ve inançsal alışverişi ile şekillenen ve giderek kendi inançsal,
külterel ve felsefi kimliğini oluşturan, Kızılbaşların ve Bektaşilerin
üst kimliğidir. Temelinde insan sevgisi olan, her inanca, her mezhebe,
her dine saygı ve hoşgörü ile yaklaşan, insanlar arasında dil, din, ırk,
renk ayrımı gözetmeyen, eline, diline, beline sahip olma ilkesini
benimseyen, dünya nimetlerinin eşit paylaşımını savunan, laik,
demokratik, çağdaş prensiplerden yana tavır alan, mazluma destek olan,
eşitlikçi, katılımcı, kadın-erkek eşitliğinden yana, paylaşımcı toplum
özlemi duyan, inancını kendine göre yorumlayan, özü doğruluktan yana,
kemali dostluk, cevheri merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi,
meyvası sevgi hamuru ile yoğrulmuş, korkuyu aşıp sevgi ile Tanrıyı
kendinde gören, Enal-hak ile Tanrıyı insan kalbine indiren, Vahdet-i
vucut`a varan, edep ve ahlaklılığı yaşamın temeline otur-tan, insanı
yücelten, akıl ve iman bütünlüğünde birleştiren, cem`i ile muhabbet eden
bir inanç, kültür, felsefe ve aydınlanma hareketinin evrensel adıdır.
Alevilik,
Anadolu`da yaºayan tüm Alevilerin üst kimliği olarak, tüm alt kollarını
içinde barındırır. Aleviliğin sünni islamla kültürel ve tarihsel
tanışıklığı, dostluğu olsa bile, öğretimizdeki farklılık Anadolu`ya özgü
farklılıkları ile kendine ait öz inancına sahiptir. Alevilik zora ve
şekilciliğe dayalı bir inanç sistemi değildir. Anadolu Alevililiği,
Alevilik “İslamın içindedir” ya da “İslamın dışındadır” gibi tanımları
aşan, evrensel bir öğreti olarak kabul edilmelidir. Anadolu Aleviliği ne
İslamın ne içindedir ne de dışındadır. Çünkü Anadolu Aleviliği her hangi
bir inancın içine sığacak kadar dar ve ortodoks, ne de dışında kalacak
kadar da dışlayıcı değildir. Bir çok inançsal değerlerden İslamın bazı
öğeleri ve değerleri Alevi öğretisinin içinde mevcuttur. Özünde insan
sevgisi, paylaşım, dostluk, bilimsellik ve çağdaşlık yatan Anadolu Alevi
öğretisini, biçimsellikten ve sonradan bu öğretiye dışarıdan şırınga
edilmiş yabancı unsurlardan ayıklayarak, günümüz dünyasına ve Anadolu
Aleviliğinin özüne uygun bir şekilde buluşturma sorunu aşılmalıdır.
Örgütlerimizin zayıflamasının iç nedenleri
Çoğulculuk
temelinde bir Alevi örgütlenmesi yaratılamadı. Her yörenin kendine özgü
farklılığından oluşan, Aleviliğin zengin mozaiğini içimize sindiremedik.
Bölgecilik, feodal ilişkiler ve kendi yarattığımız şeyhlere müritlik
yaparak “72 millete aynı nazardan bakmak”ı içselleşetiremedik.
Alevilerin
örgütsel yaşamındaki düşünsel farklılıklar, örgütlenme içerisinde
farlılıkları koruyarak yaşayabilme kültürünü ortaya koyamadı. Nasıl
mücadele edeceğimiz konusunda ilkeli ve hedefleri belli bir zemin
oluşturamadık. Alevi örgütlenmelerinin kendi iç dinamiklerini işlevsel
hale getirebilmesinin ve kendini yeniden üretebilmesinin yerine, onu
olduğu yerde bırakan ve hatta geriye doğru götürerek zayıflamasına neden
olan iktidar hırsı, bu hareketin kendi kendini yiyip bitirmesinin
zeminini yaratmıştır. Kişisel hırs ve ihtirasların, Alevi toplumun
çıkarlarının ve taleplerin önünden geçtiğine yine hep beraber tanık
olduk.
Tüm Alevi
örgütlenmelerinin ortak bir çatı altında bir araya gelmesini sağlamak
yerine, ayrı ayrı zeminlerde durmasını, farklı “Alevilik” tanımı ve
anlayışına zorladı. Bugün onlarca parçaya bölünmüş Alevi
örgütlenmelerinin herbiri ”ben Aleviliği senden daha iyi yapıyorum”
diyerek, Aleviliği adeta kendi kişisel ihtiraslarının ve kaprislerinin
araçları haline getirmiş duruma düştüler. Üst örgütlenmeler arasında ve
içerisindeki yanlış tartışma düzlemleri ve üs-luplarının yaşandığı
döneme denk düşen süreçte ise, tabandaki Alevilerde kendi aralarında
bölünerek birlik girişimini daha da zorlaştıran bir hale getirdi.
Fikirsel
katkılar küçümsendi
Diğer bir iç
neden ise, Derneklerimizde farklı fikir ve düşünce ifade eden üyelere
tahammülün olmayışı ve „bölücü“ damgası ile dışlanmasıdır. Eğitim düzeyi
düşük ve yöneticilik yapabilme becerilerine ve vasfına sahip olmayan
kişiler, dernek bünyesindeki fikri açılım su-nabilecek, yaratıcı ve
insiyatif sahibi kadroların kellelerini cehalet tırpanı ile kopararak
aydınlanmaya ve gelişmeye engel olmuştur.
Bölgeciliğin ve
feodal ilişkilerin egemen olduğu derneklerde, “Cehalet çoğalınca,
bilginler aptal olur” sözünün ne kadar yerinde ve doğru bir söz olduğu
kanıtladı. Cehaletin bir çok örgütlenmelerde egemen olması ve bundan
kaynaklanan dışlanma sonucu bir çok birikim sahibi aydın ve akademisyen
örgütlerle ilişkisini kopardı.
Birlik
tartışmaları eksik kaldı
Birlik
sürecine ilkeleri netleşmiş, hedefleri belirli bir program zemini
üzerinde tartışma ile varmak yerine, birlik tartışmaları sadece üst
düzeyde yöneticilerle sürdürülmüş ve taban bu birlik tartışmalarında
dışarıda bıra-kılmıştır.
Önderlik
kavramına yüklenen anlam
Alevi
öğretisinin fikri ve kurumsal önderlik anlayışı kişilerin önderliğine
indirgenmiştir. Dolaysıyla Alevi örgütlenmelerinde “önderlerin” sayısı
giderek artmaya başlamıştır.
Önderlik tanımı,
ancak fikirsel yönelim ve kurumsal amaçlarla içerik kazanıldığında bir
anlam ifade eder. Alevi örgütlenmeleri bu nedenle fikirsel ve kurumsal
amaca hizmet eden bir kollektif önderliği yaratmak zorundadır.
Önderlik
Alevi toplumunun çıkarlarını temsil etme gücünü, tabanın karar alma
sürecine aktif katılımı sağlayarak oluşacak, ortak akıl, ortak fikir ve
ortak dil birliğinden alır. Oysa bugün ortak akıl, ortak ilkeler ve
kurumsal kimlik yerine, dernek yöneticilerin şahsi fikri ve kimliği
ikame edilmeye çalışılmaktadır.
Bu nedenle
geçmişte yaşanan ve üyelerin dışlanması gibi çoğaltılabilecek bir dizi
uygulamalar, iç sorunlar doğurmuştur. Bu sadece Alevi örgütlenmelerine
ait bir sorun değildir. Bu bir çok siyasi örgütte, partide, sivil toplum
örgütlerinde de yıllardır yaşanarak/yaşatılarak! günümüze kadar
gelmiştir. Azınlık gruplar çoğunluk için, onun adına “önder” olarak
sürekli iktidar ve söz sahibi olmuşlar. Salt bir merkezci karaktere
sahip olma geleneğinin, büyüme şansı olmamıştır.Yani “başkan hep yönetir
ve üyeler de ona uymalı” kültürü egemen kılınmaya çalışılmıştır. Kurum
içi demokrasinin işlevselleştirilmediği yapılarda, bu tür yapılanmaların
çıkması kaçınılmazdır. İşte bu nedenle yanlış özne ve nesne ilişkisi
kurmayı benimsemiş olan örgütlenmelerin içinde de bu ilişkiyi kurarak,
etken merkez, edilgen taban, karar veren, uygulayan ikilemleri genel
olarak tarihimize ikame edilmiştir. Pratik çalışmalar bir örgütlenme
için ne kadar gerekli ise, bilginin de elde edilmesi ve fikirsel üretim
de o kadar önemlidir. Ayrıca mücadele süreci, aynı zamanda taraflar
arasında eşit, kararda eşit, aşağıdan yukarıya örgütlenerek ve eşit
katılımcılıkla mümkündür.
Alevi
örgütlenmelerin fikirsel ve ahlaki önderlik ve liderlik gereksinimi
Günümüz
dünyasından insanlığı ve dolaysıyla toplumu etkileyen küresel
yozlaşmanın en temelinde, toplumun tüm kesimlerinde fikirsel ve ahlaki
liderliğin eksik olması yatmaktadır. Ahlaki liderliğin eksikliği, bir
çok DKÖ’lerinde kendini gösteren bir olgudur. Bir çok Alevi
örgütlenmesinde de bu eksiklik vardır. Toplumsal liderliğin tanımı,
kurumsal ve fikirsel liderlikten geçer. Örgüt içinde saygınlık kazanmak
için, kişisel ihtiraslara değil, hizmete dönük, fikir/kurumsal liderlik
ve önderlik esas alınmalıdır.
Alevi
örgütlenmelerinde “Liderlik ve önderlik” kavramı net olarak anlaşılmamış
ve eksiklik olarak sürmektedir. Bu temel sorunun cevabı, Alevi
öğretisinde temel ilkelerinde ve toplumsal düşünmenin esaslarında
mevcuttur. İnsan merkezli Alevi öğretisinde “liderlik ya da önderlik”
tanımı arkaik Alevilikte mevcuttur. Bu öğretinin çağdaş yorumunda ise
bir tıkanıklık yaşanmaktadır. Bu neden bu konu tartışılması gereken
önceliğe sahiptir.
“Liderlik
ve önderlik” kavramına yüklenen farklı anlamlar ve tanımlar, yöneticiler
ne üyeler arasında netleşmelidir. Genellikle “liderlik ve önderlik”
kelimesinin tanımlaması istendiğinde insanlar çoğunlukla, “yöneten, iş
başında olan, kontrol eden kişi”, “o daha iyi bilir, yönetir” veya
“görev talimatı veren kişi” şeklinde yanıtlar vermektedir. Ne yazık ki,
tarih sayfaları da liderliği bu şekilde tanımlayan kişilerle doludur.
Fakat arkaik Alevi tarihinde ne böyle bir tanım, nede böyle kişiler
yoktur. Alevi toplumun tarihinde, Pir Sultan Abdal, Hacı Bektaşi Veli,
Şeyh Bedrettin ve daha bir çok önder öğretinin ve Alevi toplumun doğal
önderliğini mücadeleleri, fikirsel katkıları ile yaratmıştır. Yani
toplumsal düşünmek ve toplumsal davranmaktan başka bir dertleri
olmamıştır. Onların kılavuzluğu, liderliği ve önderlik anlayışı,
yozlaşmış kişisel ihtiras kurbanı “liderlik ve önderlik”lerden farklı
bir yaşam ve öğreti tarihidir. Bugünün Alevi yöneticileri bu öğreti ile
tanışmak zorundadır.
Alevi
öğretisi, dünyanın her yerinde görülen, otokratik, babacan, yöneten ve
“herşeyi bilen” liderlik şekillerine karşıdır. Çünkü bu tarz bir
“liderlik” anlayışı, bu türden “liderlerin”, hizmet etmekle yükümlü
oldukları kişileri yetkisiz kılma eğilimindedir. Bu tür liderler karar
verme sürecini aşırı bir merkeziyetçilik anlayışı içinde kontrol eder ve
diğerlerini anlaşmaya ya da dışlamaya zorlarlar.
Eğer son 15
yıllık Alevi örgütlenmeleri ortak ergenlik döneminden, ortak olgunluk
çağına geçecekse ve eğer Alevi toplumun sorunlarına ilişkin uzun vadeli
kazanımları toplamak istiyorsa, kendine bazı sorular sormalıdır.
Birincisi,
günümüzde yaygın olan liderlik ve önderlik modelleri, insanlığın
karşısındaki önemli küresel konuları bütünlük ve adalet içinde çözme
yeteneğine sahip fikirsel ve kurumsal liderler ve önderler üretebilmekte
midir ?
İkincisi,
günümüzün liderlik ve önderlik modelleri tarafından oluşturulan
kurumlar, sürdürülebilir bir dünya uygarlığı yaratma yeteneğine sahip
midir ? Derneklerinde herkesi kucaklayan, fikirsel vizyon etrafından
kitleselleşebilme kapasitesine sahip midir?
Üçüncüsü,
biz kendimiz modası geçmiş, şah kurnazlığı alışkanlıklarımızı ve kişisel
ihtiraslarımızı terk etmeye ve yeni bir ahlaki liderlik mo-deli aramaya
hazır mıyız ?
Dördüncüsü,
böyle yeni bir liderlik ve önderlik tarzı nasıl olmalıdır?
Alevi
öğretisi, kin, kibir, ikircilik, bencillik, kıskançık gibi kötü
huylardan arınmış, toplumsal, kollektif, düşünsel, kültürel, ahlaki ve
kurumsal liderlik ve önderlik modeli önermektedir. Bizde önderlik ve
önderlik anlayışı, insanlara hizmet üzerine kuruludur. Bu nedenle, bunun
ön koşullarından birisi hizmet ruhudur. Bu hizmet ruhu her bireyin kendi
ailesine, toplumuna, kurumuna ve sonuçta da, dünya toplumuna hizmettir.
Bu hizmetin alanları ise, inançsal, kültürel, felsefi ve siyasidir.
Kollektif davranabilmenin yolu, akıl ve mücadele ortaklığından geçer.
Örgütlenme ve
çalışma tarzlarımıza ilişkin bencilliklerimizi sorgulayalım!
Mevcut
kurumsal yapılar, çalışma tarzı, yıllardır kafalarımızda
şekillendirdiğimiz ve giderek donuklaşan değişmezlerimiz olarak kalmaya
devam edemez. Gündelik hayatın nesnel gerçekliği karşısında ve sosyal
bir varlık olarak insanların düşünüş ve davranışlarındaki değişikliği
diyalektik bir ilişki kurmadan, onun gerisinde kalıp sadece ilkel ve
bürokratik merkezci örgütlenme modeli ve anlayışı, yöneticiler için bir
anlam ifade edebilir. Fakat Alevi toplumu için bir anlam ifade etmiyor.
Yöneticilerin kafalarındaki değişmezleri, sabitleri, sosyal hayatın
değişkenliği karşısında, ileriye dönükmüş gibi görünüyor olsa bile,
aslında yaptığı tek şey bir adım daha ilerlemeye engel olan, değişkenlik
karşısında geriye adım atmaya neden oluyorlar. Dolaysıyla örgütlenme
tarzı ve biçimi bir ihtiyaç üzerinden şekillenen, biçimlenen,
değişkenliği içinde barındıran bir anlamda ele alınmalıdır.
Kafalarımızda
sadece kendi kişisel ihtiyaçlarımıza göre şekillendir-diğimiz modeller
ve yapılar, toplumsal açıdan hiç bir işlevi olmayan, küçük gettolar
olarak hayatını sürdürürler. Bu kısır döngünün yarattığı geriliğe ve
tekçiliğe karşı, hayatın kendi renkliliğine uymayan, hayatın bin tür
sorunu karşısında, bir tarz örgütlenme modelini benimsemek ve bunları
kendi üzerimize empoze ettiğimiz gibi, toplumun değişik kesimleri
üzerinde de aynı modeli empoze etmenin yaratacağı sorunları bir kez daha
kucaklamaya kimsenin gücü yetmez.
Alevilerin
karşı karşıya olduğu kurumsal ve kimlik sorunları, ihtiyaçları ve
talepleri ile göz önüne alınırsa, aslında aşağıdan yukarıya örgütlenme
gibi anlayışı genel olarak benimsemek, buna denk düşen demokratik bir
Alevi örgütlenme modelini yaratmak daha gerçek-çidir.Çünkü kapsayacı ve
büyümeye aday bir örgütlenme ihtiyacı ancak, katılımcılık ve eşitlik
ilkesi üzerinden mümkündür. İşte bu nedenle Alevi örgütlenmelerinde
çoğulculuğu sadece düşünsel alana ilişkin değil, aynı zamanda gündelik
hayatın pratiği içerisinde yaşatabilecek bir kültürel gelişimle birlikte
ele almalıyız. Çoğulculuk fikri herkesin kendi başına buyruk hareket
etmesi olarak değil, ortak bir fikirsel yolu bulmak için, tartışma
düzlemlerinde kendini ifade etmesi olarak anlaşılmalıdır.
Yöneticiliğin yerel örgütlenmelerle kollektifleştirilmesi gerekir.
Varolan sorunlara eski tarzda bir örgütlenme ve yöneticilik anlayışı ile
çözümleri, teorik olarak bulmak mümkün olabilir, fakat bunun uygulamada
sürekli duvara toslamasının sebebi, bu tarz bürokratik örgütlenmelerin,
somut verimlilikten yoksun olması, geliş-meyi teşvik edecek pratik
işlevsellikten uzak durması, faaliyeti koordine etme becerisinde
olmaması, herşeyi monolotik ve tek merkezden idare etme psikolojisini
aşamamasındandır.
Zaten bu
tarz bir örgütlenme modelinden medet ummak dipsiz kuyudan yeni bir
umutla su çekmeye ben-zer. Sadece şu son 10 yıllık Alevi
örgütlenmesinde, örgüt içi demokrasi, dernekler arası ilişkiler ve
diğaloglar alanında verdiğimiz sınavların sonucu hepimizce malümdur.
Malum olmasına rağmen bu sonuçlar konusunda hiçbir şey olmamış gibi
davrananların yaklaşık % 80`inin eski “Yöneticiler” olması zaten
şaşırtıcı değil.
Demokratik ve
Alevi öğretisine uygun örgütlenme modeli vardır
Bugüne
kadar sürdürülen geleneksel örgütlenme modelinin karşısında sanki başka
bir altenatifi yokmuş gibi davranmak, alternatif olarak sunulanları çok
lüks bulanlar, aslında içlerine nüfus etmiş bürokratik örgüt
cana-varını tek model olarak dayatmaktan başka bir derdi yoktur.
Bu açıdan
yaklaşıldığında, elit bir yönetim anlayışını dışlamak ve üyelerinin, en
yaygın biçimde, kendi beceri ve yeteneklerini, ilgi alanlarını
sunalabilecek demokratik imkanlar yaratılmalıdır. Bu tarz bir çalışma
olanaklarını yaratmak ise ancak kollektiv yöneticilik modeli
gerçekleşir. Böylece dar grupla yürütülecek faaliyetin yerine, daha
fazla insan gücünün katılımını sağlarak yürütülmesi olanağı doğar. Alevi
öğretisinde katılımcılığı eşit haklarla tanımlayan felsefi ilkeleri,
Alevi örgütlerinde egemen kılınmaya çalışılmalıdır. Bu ise açıklık ve
demokratik katılım olanakları, bir çok insa-nın,dernek çalışmaları
sahiplenmesini ve onlara haz duygusunu verir. Dar bir kadro ile kalitesi
düşük bir çalışma yerine, istenilen nitelikte bir sonucun elde edilmesi
için geniş kadro ile çalışmayı teşvik etmek, alevi örgütlenmelerinin
temel ihtiyaçlarındandır. Dolayısı ile katılımcı örgütlenme model
üyelerin mücadele cephesini ve çalışma alanını geniºletir.
Katılımı
teşvik eden ve buna uygun olanaklar sunan örgütlenme modelleri kendi
içinde bürokrat değil, iş üreten ve çalışan, bireysel değil, kollektiv
çalışabilme alışkanlıklarını teşvik eder. Bu tarz bir örgütlenme taban
merkezliğini savunur. Yönetici ya da yönetici olmayan insanlarımızın,
sürekli kollektif çalışma ruhu içende hareket etmeleri bu hareketin
kitleselleşmesi için, bir çekim merkezi haline gelebilir, dolayısı ile
hedef kitlelere destek verme imkanını yaratabilir.
Demokratik
örgüt işleyişine sahip anlayış, üyelerin sadece aidat ödeyen ve pasif
konuma itilen, üzerinde yaptırım uygulan bir kesim olarak görmez. Aksine
üyeye edilgen olma yerine etkin olma rolü veren, karar dinleme yerine
karar alma süreçlerine katılma, üretilen fikirlerin sonuçlarını sadece
savunan değil, aynı zamanda bu fikir üretimine aktif katılma olanağı
sağlar.
Tabana
dayanan demokratik mo-deller, “azınlığın” “çoğunluk” adına karar
almasına, bürokratikleşmeye, memur kafalılı davranmayı teşvik eden
davranışlara karşı bir alternatif modeldir. Farklı fikirlere saygılı ve
hoşgörülüdür. Genel sorunlara yönelik ortak bir fikrin ortaya çıkması
için yaygın bir tartışmayı teşvik eder. Ortak kararların aşağıdan
yukarıya doğru alınmasını sağlar. Bu model “yönetme” psikolojisi ile
“yönetilme” psikoloji arasındaki gizli ve açık çatışmayı önler. Çünkü bu
çatışmanın önüne geçilmediği taktirde, “yönetilme” psikolojisi içinde
olanların faaliyete aktif katılımını engeller. Bu çatışma aynı zamanda
dernek içi ve dışı ilişki-lerde bir güvensizlik duygusunu ortaya
çıkarır. Yönetme psikolojisi ya da dürtüsü bir çok insanda vardır, fakat
düne kadar yönetilen insanlar yönetilmek istemiyor. Aleviler artık,
kendilerinin yönetilmesinden bıkmış, sadece işi ve faaliyeti yönetecek
doğal önderler arıyor. Yani insanları yöneten, iktidarını, kendi
çıkarlarına payda çıkarabilmek için koruyan bürokratik bir yöneticilik
değil, aksine faaliyeti koordine eden, işin yöneticiliğine soyunmuş, iş
yapan, iş koordine eden, bürokratlaşmaya olanak vermeyecek bir
örgütlenme modellerine alışmalıyız.
Demokratik
kurumsal işleyiş bilgi tekeline engeldir.
Tabana
dayanan demokratik modeller, bilginin üzerindeki tekelleşmeyi yok eder
ve herkesin eşit zamanda, eşit bir biçimde bilgiye ulaşma, bilgiye sahip
olma hakkı sağlar. Hiç bir yöneticinin diğer yöneticiden ya da
üyelerden, bilgiyi saklamasına fırsat vermez. Bugüne kadar Alevi
örgütlenmelerinde sorun yaratan önemli bir olgu ise, bilgilerin
saklanması, bilgiyi yukarıda “bilinç” haline dönüştürüp ve bilgi
tekelini elinde tutan tek bir merkezin ortaya çıkmasına ısrarla olanak
sağlayan ve bunların gündelik hayatın politik ve sosyal sorunlarını
çözen ayetler gibi yukarıdan aşağı gönderilme devridir. Bu halen devam
eden, yok edilmesi ise uzun bir süre alacak olan bir tür psikolijik
vakadır.
Alevilerin
kendi sorunlarının çözümü konusunda söz ve karar sahibi olma, toplumda
eşit, bağımsız, katılımcı, hakları ve inançsal kimlikleri özgürce
yaşayabilen bir insan olarak yaşama gibi haklarını elde edebilmelerinde
örgütlü mücadelenin çok önemli bir rolü vardır.
Güçlü,
katılımcı, şeffaf ve kurumsallaşmış bir örgütlenme olmadan, güçlü bir
mücadele olamaz. Örgütlenme; önceden belirlenmiş ortak amaçları
gerçekleştirmek üzere insanların bilgilerini, emeklerini ve olanaklarını
birleştirerek belli kurallar çerçevesinde hareket etmeleri demektir.
Bireysel başarı; gücünü, sadece o kişinin kendi bilgi ve
yeteneklerinden; Örgütsel başarı ise; gücünü, harekete katılan bütün
insanların ortak bilgi ve yeteneklerinden alır. Bu nedenle; güçlerini,
bir çatı altında birleştiren insanlar, her zaman çok daha büyük
başarılara ulaşma olanağına sahiptirler. Her köşe başında bir dernek
şeklinde parçalanmış bir örgütlenme anlayışının, Alevilere bugüne kadar
istenen faydayı sağlayamadığı her-kesçe bilinmektedir.
Ülkemizde
Alevi hareketi büyük bir dağınıklık yaşamaktadır. Bu dağınıklık
plansızlığa, plansızlık ise savurganlığa yol açmaktadır.
ABF Alevi
örgütleri arasında koordinasyonu ve işbölümünü gerçek anlamda hayata
geçirecek durumda ve etkinlikte değildir. Her dernek, kendi başına
buyruk bir çalışma anlayışına sahiptir. Örgütlerin hiçbirinde gerçek bir
kurumsallaşma ve gerçek bir demokrasi yoktur. Bütün sorunlara günübirlik
politikalarla yaklaşılmaktadır. Belli bazı yöneticilerin kişisel çıkar
hesaplarına dayanan tasfiyeci anlayışlarla neden oldukları örgüt içi ve
örgütler arası kavgalar ise, kronik bir hal almakta ve sadece kavganın
taraflarına değil tüm Alevi toplumuna zarar vermektedir. Bu duruma tanık
olan Alevilerin içindeki umut beklentisi giderek umutsuzluğa
dönüşmektedir.
Bazı şehirlerde
aynı şeyleri yapan benzer amaçlı çok sayıda dernek bulunmaktadır. Bir
şehirde benzer amaçlı on tane dernek olduğunu düşünelim. Bu aynı
zamanda, on ayrı kiralık daire, on ayrı personel, on ayrı telefon, faks,
bilgisayar, on ayrı eşya, on ayrı evrak, on ayrı yardım başvurusu, on
ayrı kadro demektir. Aynı olayın bir de ülke genelinde meydana geldiğini
gözümüzün önüne getirelim. Ortaya çıkan karmaşanın ve savurganlığın
boyutlarını kolaylıkla tahmin edebilirsiniz.
Dernekler
kendi çalışmaları ya da edinmek istedikleri gayri menkuller konusunda
(Cemevi, dernek binası, vb.) yardım toplamak için işyerlerini, Alevileri
kapı kapı, dolaşarak bağış toplamaktadır. Bu kapıların on farklı Alevi
derneği tarafından yapıldığı düşünüldüğünde, halkımıza da bıkkınlık
gelmektedir.
Asıl sorun,
Alevilere yeteri kadar kaynak ayrılmamasından daha çok, eldeki
kaynakların doğru kullanılmamasıdır. Bazı, sözüm ona “becerikli
yöneticiler” Alevilerin çeşitli ihtiyaçlarını karşılama bahanesiyle her
yıl bilinen yöntemlerle halktan ve devletten yüz milyarlarca lirayı
bulan paralar toplamakta, ancak bu paraların büyük bölümünü, belirtilen
amaçlar doğrultusunda harcamamaktadırlar. İhtiyaç olan kültürevi,
cemevi, cenaze yıkama yerine, başka çalışmalara aktarılmaktadır.
Alevilerin
ihtiyaçlarını ve halkın iyi niyetini istismar ederek topladıkları
paraların amaca ve ihtiyaca uygun kullanılmadığı da bilinmektedir. Alevi
toplumun örgütlü kesimi bunların kimler olduğunu gayet iyi bilmektedir.
Türkiye’nin
başkenti olan Ankara’da, Alevilerin cenazesini kaldıracak, cenaze yeri
olan bir Cemevi yoktur.
Dernekler
gönüllülük esasına göre faaliyet gösteren hizmet örgütleridir. Bir
derneğe üye olan veya yönetici olarak seçilen kişiler, bu durumu bilerek
tercihlerini yapmaktadırlar.
Bütün bu
olumsuzluklar arasında, büyük maddi imkânsızlıklara rağmen, Alevi
toplumuna yararlı olmak için fedakârca çırpınan, ancak sistemdeki
bozukluklar nedeniyle fazla bir şey yapamayan gerçekten iyi niyetli
insanların da bulunduğunu inkâr etmemek gerekir. Bu gibi insanların
bilgi ve emeklerinin boşa gitmemesi için, örgütlenme alanında yeniden
yapılanmanın gözden geçirilmesine mutlaka ihtiyaç vardır.
Bilimsel
yöntemlerle çalışamayan, sorunlara kalıcı çözümler üretemeyen, uzun
vadeli programlar hazırlayamayan, en temel hizmet tesislerini kuramayan,
demokratik baskı grubu olma gücüne sahip olamayan örgütlerimiz, toplum
üzerinde de, Alevi kitlesi üzerinde de olumlu ve inandırıcı bir etkiye
sahip değildirler.
Alevi
toplumunun ve örgütlerinin içinde bulunduğu sorunlar istenirse daha da
genişletilebilir. Ancak, dünyanın en kolay şeyi, sorunlardan şikâyetçi
olmaktır. Sürekli şikâyetçi konumunda kalınarak bugüne kadar hiçbir
sorunun çözüldüğü görülmemiştir. Ülkemizde Alevilerin sorunları da,
çözüm yollarını da çok iyi bilen; deneyimli ve bilgili insanlar
bulunmaktadır. Eksik olan, bu insanların bilgi ve deneyimlerini
kararlılıkla uygulamaya geçirme iradesi ve Alevi kitlesinin doğrulardan
yana aktif tavır almasıdır. Bu güne kadar Aleviler yararına
gerçekleştirebildiğimiz hizmetler olması, gerekenin yüzde beşi bile
değildir. Ancak, bazı sorunları aşabildiğimiz takdirde, kısa zamanda çok
önemli başarılar sağlayabilecek bir potansiyele ve bilgi birikimine de
sahip olduğumuzu belirtmek isterim.
Çözüm
önerileri:
1.
Türkiye’de ve Avrupa’da Alevilerin kurdukları dernek sayısının fazla
oluşu bugüne kadar Alevilere hiçbir yarar sağlamamıştır. Derneklerin
birleşmesi, birlikte iş yapabilme becerisi, isteği ve motivasyonu
artırılmalıdır. Ulusal ve uluslararası düzeyde etkili ve işlevsel bir
eşgüdümün sağlanması gerekir. Bu mümkün olamıyorsa, çalışma alanlarına
göre örgütlenmiş farklı konularda ihtisaslaşan dernekçilik anlayışı
benimsenmeli. Her dernek her işi yapamayacağına göre, dernekler belli
alanlarda (kültürel, siyasal, inançsal, hukuksal, bası yayın, vb.) daha
uzmanlaşmayı temel olarak üstlenebilir.
2.
Örgütlenme alanında yeniden yapılanmaya ilişkin konuları tartışmak ve
gerekli adımları atmak üzere Alevi örgütlerinin temsilcileri vakit
kaybetmeden bir masa etrafında toplanmalı. Gerek geçmişte, gerekse bugün
dahi, Alevileri yakından ilgilendiren gündemlere karşı ortak tepki
oluşturma konusunda, refleksiz durumumuz açılmalıdır.
3.
Tüm Alevi toplumuna zarar vermekte olan örgüt içi ve örgütler arası
kavgalara son vermek ve karşılıklı güven ortamını tesis etmek amacıyla,
ilgili taraflar bir masa etrafında iyi niyet çerçevesinde, uzlaşmaya
dönük görüşmelere başlamalı.
4.
Örgüt içi demokrasiyi sağlamanın ve katılımcı ruhu geliştirmenin en
önemli yollarından biri, farklı görüşlerin dernek organlarında temsil
edilmesine olanak vermektir. Bu nedenle, dernek tüzükleri, farklı
görüşlerin karar organlarında temsil edilmesini sağlayan nisbi temsil
esasına dayalı seçim sistemine uygun biçimde düzenlenmeli.
5.
Halkın ve üyelerin katkıları ile toplanan kaynakların doğru
kullanılmasını sağlamak için, daha etkili düzenlemeler ve daha titiz
denetimler getirilmelidir. Kaynaklarımızı örgütlerimizin fikirsel
kapasitelerini artırmaya yönelik kullanmak ve eğitime aktarmak için
önceliklerimizi tesbit etmek gerekir.
6.
Alevilerle ilgili ulusal ve uluslararası düzenlemeler, (AB süreci)
kararlar ve uygulamalar, açıklamalar, örgütlerimiz tarafından yakından
izlenmeli ve eş zamanlı refleks gösterilmesini sağlayacak kurumsal
mekanizma oluşturulmalıdır.
7.
Örgütlerimizin olanakları ve sorumlulukları genişletilerek yasal
güvencelere kavuşturulmalı.
8.
Alevi örgüt temsilcilerinin ve uzmanların ortak katılımıyla belli
süreleri ve belli hedefleri kapsayan uzun vadeli ulusal çalışma
programlar hazırlanmalı ve uygulamalar yakından izlenmeli.
9.
Aleviler olarak, Alevilerin sorununu, Türkiye`deki mevcut siyasetin
kirlenmişleğinden, demokrasi ve insan hakları ihlalindeki politikalardan
kaynaklandığını biliyoruz. Çözümünü Türkiye`de verilmekte olan demokrasi
ve barış mücadelesinin içerisinde, diğer demokrasi ve barış güçleri ile
yan yana durmakla elde edebiliriz. Aleviler olarak taleplerimizi bu
ülkede siyasi ve ekonomik baskı altında yaşayan işçinin, köylünün,
öğrencinin, kadının, memurun, savaş karşıtlarının, insan hakları
savunucuların, sendikaların mücadeleleri ile buluşturmadan, birlikte
mücadele edilmeden, Alevilerin kendi sorunlarını çözmesi mümkün
değildir. Çünkü herkesin talebinde ortak ve vazgeçilmez ortak unsurlar
var; EŞİTLİK, DEMOKRASİ ve BARIŞ.
10.
Derhal geleneksel bir ALEVİ FORUMU örgütlenmelidir. Uluslararası
katkılımla oluşabilecek ve her yıl iki kez (Nisan-Kasım olabilir)
düzenlenmesinde fayda gördüğüm bu ALEVİ FORUMU, Avrupa’da ve
Türkiye’deki Alevi örgütlenmelerinin temsilcileri, fikir kadroları,
bilgi ve akademisyen, aydın kimliğinden yararlanacağımız fikir
insanlarınında katılımına açık biçimde örgütlenebilir. ALEVİ FORUMU ile
Alevi örgütlerinin içinde bulunduğu durumu ve geleceğe dönük çalışma ve
vizyonlarını oluşturması için katkı sunması hedeflenmelidir.
”Şimdi bizim
aramıza
Yola boyun eğen
gelsin
Doğrulayıp öz
nefsini
Hakikatı bilen
gelsin”
Son söz olmasa
da
Bu ve benzer
sorunların çözümüne dair düşünce önerilerin, Alevi örgütlerin gündemine
getirilmesi ve çözüme kavuşturulması yönünde, herkesin ortak çaba
göstermesi Alevilerin ve kurumlarının geleceği açısından tarihi bir
sorumluluktur. Böyle bir sorumluluğu yüreğinde hissedenlerin görev
başında olması dileği ile....
ALEVİ ÖRGÜTLENMELERİ, SORUNLARI VE GERÇEKLERİ KABUL
EDELİM
Alevi örgütlenmelerin fikirsel ve ahlaki önderlik ve liderlik
gereksinimi
Günümüz dünyasından insanlığı ve dolaysıyla toplumu etkileyen küresel
yozlaşmanın en temelinde, toplumun tüm kesimlerinde fikirsel ve ahlaki
liderliğin eksik olması yatmaktadır. Ahlaki liderliğin eksikliği, bir
çok DKÖ’lerinde kendini gösteren bir olgudur. Bir çok Alevi
örgütlenmesinde de bu eksiklik vardır. Toplumsal liderliğin tanımı,
kurumsal ve fikirsel liderlikten geçer. Örgüt içinde saygınlık
kazanmak için, kişisel ihtiraslara değil, hizmete dönük,
fikir/kurumsal liderlik ve önderlik esas alınmalıdır. Alevi
örgütlenmelerinde “Liderlik ve önderlik” kavramı net olarak
anlaşılmamış ve eksiklik olarak sürmektedir. Bu temel sorunun cevabı,
Alevi öğretisinde temel ilkelerinde ve toplumsal düşünmenin
esaslarında mevcuttur. İnsan merkezli Alevi öğretisinde “liderlik ya
da önderlik” tanımı arkaik Alevilikte mevcuttur. Bu öğretinin çağdaş
yorumunda ise bir tıkanıklık yaşanmaktadır.
Bu neden bu konu tartışılması gereken önceliğe sahiptir. “Liderlik
ve önderlik” kavramına yüklenen farklı anlamlar ve tanımlar,
yöneticiler ne üyeler arasında netleşmelidir. Genellikle “liderlik ve
önderlik” kelimesinin tanımlaması istendiğinde insanlar çoğunlukla,
“yöneten, iş başında olan, kontrol eden kişi”, “o daha iyi bilir,
yönetir” veya “görev talimatı veren kişi” şeklinde yanıtlar
vermektedir. Ne yazık ki, tarih sayfaları da liderliği bu şekilde
tanımlayan kişilerle doludur. Fakat arkaik Alevi tarihinde ne böyle
bir tanım, nede böyle kişiler yoktur. Alevi toplumun tarihinde, Pir
Sultan Abdal, Hacı Bektaşi Veli, Şeyh Bedrettin ve daha bir çok önder
öğretinin ve Alevi toplumun doğal önderliğini mücadeleleri, fikirsel
katkıları ile yaratmıştır. Yani toplumsal düşünmek ve toplumsal
davranmaktan başka bir dertleri olmamıştır. Onların kılavuzluğu,
liderliği ve önderlik anlayışı, yozlaşmış kişisel ihtiras kurbanı
“liderlik ve önderlik”lerden farklı bir yaşam ve öğreti tarihidir.
Bugünün Alevi yöneticileri bu öğreti ile tanışmak zorundadır.
Alevi öğretisi, dünyanın her yerinde görülen, otokratik, babacan,
yöneten ve “herşeyi bilen” liderlik şekillerine karşıdır. Çünkü bu
tarz bir “liderlik” anlayışı, bu türden “liderlerin”, hizmet etmekle
yükümlü oldukları kişileri yetkisiz kılma eğilimindedir. Bu tür
liderler karar verme sürecini aşırı bir merkeziyetçilik anlayışı
içinde kontrol eder ve diğerlerini anlaşmaya ya da dışlamaya
zorlarlar. Eğer son 15 yıllık Alevi örgütlenmeleri ortak ergenlik
döneminden, ortak olgunluk çağına geçecekse ve eğer Alevi toplumun
sorunlarına ilişkin uzun vadeli kazanımları toplamak istiyorsa,
kendine bazı sorular sormalıdır. Birincisi, günümüzde yaygın olan
liderlik ve önderlik modelleri, insanlığın karşısındaki önemli küresel
konuları bütünlük ve adalet içinde çözme yeteneğine sahip fikirsel ve
kurumsal liderler ve önderler üretebilmekte midir ? İkincisi,
günümüzün liderlik ve önderlik modelleri tarafından oluşturulan
kurumlar, sürdürülebilir bir dünya uygarlığı yaratma yeteneğine sahip
midir ? Derneklerinde herkesi kucaklayan, fikirsel vizyon etrafından
kitleselleşebilme kapasitesine sahip midir? Üçüncüsü, biz kendimiz
modası geçmiş, şah kurnazlığı alışkanlıklarımızı ve kişisel
ihtiraslarımızı terk etmeye ve yeni bir ahlaki liderlik mo-deli
aramaya hazır mıyız ? Dördüncüsü, böyle yeni bir liderlik ve önderlik
tarzı nasıl olmalıdır? Alevi öğretisi, kin, kibir, ikircilik,
bencillik, kıskançık gibi kötü huylardan arınmış, toplumsal,
kollektif, düşünsel, kültürel, ahlaki ve kurumsal liderlik ve önderlik
modeli önermektedir. Bizde önderlik ve önderlik anlayışı, insanlara
hizmet üzerine kuruludur.
Bu nedenle, bunun ön koşullarından birisi hizmet ruhudur. Bu
hizmet ruhu her bireyin kendi ailesine, toplumuna, kurumuna ve sonuçta
da, dünya toplumuna hizmettir. Bu hizmetin alanları ise, inançsal,
kültürel, felsefi ve siyasidir. Kollektif davranabilmenin yolu, akıl
ve mücadele ortaklığından geçer.Örgütlenme ve çalışma tarzlarımıza
ilişkin bencilliklerimizi sorgulayalım! Mevcut kurumsal yapılar,
çalışma tarzı, yıllardır kafalarımızda şekillendirdiğimiz ve giderek
donuklaşan değişmezlerimiz olarak kalmaya devam edemez. Gündelik
hayatın nesnel gerçekliği karşısında ve sosyal bir varlık olarak
insanların düşünüş ve davranışlarındaki değişikliği diyalektik bir
ilişki kurmadan, onun gerisinde kalıp sadece ilkel ve bürokratik
merkezci örgütlenme modeli ve anlayışı, yöneticiler için bir anlam
ifade edebilir. Fakat Alevi toplumu için bir anlam ifade etmiyor.
Yöneticilerin kafalarındaki değişmezleri, sabitleri, sosyal hayatın
değişkenliği karşısında, ileriye dönükmüş gibi görünüyor olsa bile,
aslında yaptığı tek şey bir adım daha ilerlemeye engel olan,
değişkenlik karşısında geriye adım atmaya neden oluyorlar.
Dolaysıyla örgütlenme tarzı ve biçimi bir ihtiyaç üzerinden
şekillenen, biçimlenen, değişkenliği içinde barındıran bir anlamda ele
alınmalıdır. Kafalarımızda sadece kendi kişisel ihtiyaçlarımıza göre
şekillendir-diğimiz modeller ve yapılar, toplumsal açıdan hiç bir
işlevi olmayan, küçük gettolar olarak hayatını sürdürürler. Bu kısır
döngünün yarattığı geriliğe ve tekçiliğe karşı, hayatın kendi
renkliliğine uymayan, hayatın bin tür sorunu karşısında, bir tarz
örgütlenme modelini benimsemek ve bunları kendi üzerimize empoze
ettiğimiz gibi, toplumun değişik kesimleri üzerinde de aynı modeli
empoze etmenin yaratacağı sorunları bir kez daha kucaklamaya kimsenin
gücü yetmez. Alevilerin karşı karşıya olduğu kurumsal ve kimlik
sorunları, ihtiyaçları ve talepleri ile göz önüne alınırsa, aslında
aşağıdan yukarıya örgütlenme gibi anlayışı genel olarak benimsemek,
buna denk düşen demokratik bir Alevi örgütlenme modelini yaratmak daha
gerçek-çidir.Çünkü kapsayacı ve büyümeye aday bir örgütlenme ihtiyacı
ancak, katılımcılık ve eşitlik ilkesi üzerinden mümkündür. İşte bu
nedenle Alevi örgütlenmelerinde çoğulculuğu sadece düşünsel alana
ilişkin değil, aynı zamanda gündelik hayatın pratiği içerisinde
yaşatabilecek bir kültürel gelişimle birlikte ele almalıyız.
Çoğulculuk fikri herkesin kendi başına buyruk hareket etmesi olarak
değil, ortak bir fikirsel yolu bulmak için, tartışma düzlemlerinde
kendini ifade etmesi olarak anlaşılmalıdır. Yöneticiliğin yerel
örgütlenmelerle kollektifleştirilmesi gerekir. Varolan sorunlara eski
tarzda bir örgütlenme ve yöneticilik anlayışı ile çözümleri, teorik
olarak bulmak mümkün olabilir, fakat bunun uygulamada sürekli duvara
toslamasının sebebi, bu tarz bürokratik örgütlenmelerin, somut
verimlilikten yoksun olması, geliş-meyi teşvik edecek pratik
işlevsellikten uzak durması, faaliyeti koordine etme becerisinde
olmaması, herşeyi monolotik ve tek merkezden idare etme psikolojisini
aşamamasındandır. Zaten bu tarz bir örgütlenme modelinden medet ummak
dipsiz kuyudan yeni bir umutla su çekmeye ben-zer. Sadece şu son 10
yıllık Alevi örgütlenmesinde, örgüt içi demokrasi, dernekler arası
ilişkiler ve diğaloglar alanında verdiğimiz sınavların sonucu
hepimizce malümdur.
Malum olmasına rağmen bu sonuçlar konusunda hiçbir şey olmamış gibi
davrananların yaklaşık % 80`inin eski “Yöneticiler” olması zaten
şaşırtıcı değil. Demokratik ve Alevi öğretisine uygun örgütlenme
modeli vardır Bugüne kadar sürdürülen geleneksel örgütlenme modelinin
karşısında sanki başka bir altenatifi yokmuş gibi davranmak,
alternatif olarak sunulanları çok lüks bulanlar, aslında içlerine
nüfus etmiş bürokratik örgüt cana-varını tek model olarak dayatmaktan
başka bir derdi yoktur.Bu açıdan yaklaşıldığında, elit bir yönetim
anlayışını dışlamak ve üyelerinin, en yaygın biçimde, kendi beceri ve
yeteneklerini, ilgi alanlarını sunalabilecek demokratik imkanlar
yaratılmalıdır. Bu tarz bir çalışma olanaklarını yaratmak ise ancak
kollektiv yöneticilik modeli gerçekleşir. Böylece dar grupla
yürütülecek faaliyetin yerine, daha fazla insan gücünün katılımını
sağlarak yürütülmesi olanağı doğar. Alevi öğretisinde katılımcılığı
eşit haklarla tanımlayan felsefi ilkeleri, Alevi örgütlerinde egemen
kılınmaya çalışılmalıdır. Bu ise açıklık ve demokratik katılım
olanakları, bir çok insa-nın,dernek çalışmaları sahiplenmesini ve
onlara haz duygusunu verir.
Dar bir kadro ile kalitesi düşük bir çalışma yerine, istenilen
nitelikte bir sonucun elde edilmesi için geniş kadro ile çalışmayı
teşvik etmek, alevi örgütlenmelerinin temel ihtiyaçlarındandır.
Dolayısı ile katılımcı örgütlenme model üyelerin mücadele cephesini ve
çalışma alanını geniºletir. Katılımı teşvik eden ve buna uygun
olanaklar sunan örgütlenme modelleri kendi içinde bürokrat değil, iş
üreten ve çalışan, bireysel değil, kollektiv çalışabilme
alışkanlıklarını teşvik eder. Bu tarz bir örgütlenme taban
merkezliğini savunur. Yönetici ya da yönetici olmayan insanlarımızın,
sürekli kollektif çalışma ruhu içende hareket etmeleri bu hareketin
kitleselleşmesi için, bir çekim merkezi haline gelebilir, dolayısı ile
hedef kitlelere destek verme imkanını yaratabilir. Demokratik örgüt
işleyişine sahip anlayış, üyelerin sadece aidat ödeyen ve pasif konuma
itilen, üzerinde yaptırım uygulan bir kesim olarak görmez. Aksine
üyeye edilgen olma yerine etkin olma rolü veren, karar dinleme yerine
karar alma süreçlerine katılma, üretilen fikirlerin sonuçlarını sadece
savunan değil, aynı zamanda bu fikir üretimine aktif katılma olanağı
sağlar. Tabana dayanan demokratik mo-deller, “azınlığın” “çoğunluk”
adına karar almasına, bürokratikleşmeye, memur kafalılı davranmayı
teşvik eden davranışlara karşı bir alternatif modeldir.
Farklı fikirlere saygılı ve hoşgörülüdür. Genel sorunlara yönelik
ortak bir fikrin ortaya çıkması için yaygın bir tartışmayı teşvik
eder. Ortak kararların aşağıdan yukarıya doğru alınmasını sağlar. Bu
model “yönetme” psikolojisi ile “yönetilme” psikoloji arasındaki gizli
ve açık çatışmayı önler. Çünkü bu çatışmanın önüne geçilmediği
taktirde, “yönetilme” psikolojisi içinde olanların faaliyete aktif
katılımını engeller. Bu çatışma aynı zamanda dernek içi ve dışı
ilişki-lerde bir güvensizlik duygusunu ortaya çıkarır. Yönetme
psikolojisi ya da dürtüsü bir çok insanda vardır, fakat düne kadar
yönetilen insanlar yönetilmek istemiyor. Aleviler artık, kendilerinin
yönetilmesinden bıkmış, sadece işi ve faaliyeti yönetecek doğal
önderler arıyor. Yani insanları yöneten, iktidarını, kendi çıkarlarına
payda çıkarabilmek için koruyan bürokratik bir yöneticilik değil,
aksine faaliyeti koordine eden, işin yöneticiliğine soyunmuş, iş
yapan, iş koordine eden, bürokratlaşmaya olanak vermeyecek bir
örgütlenme modellerine alışmalıyız. Demokratik kurumsal işleyiş bilgi
tekeline engeldir. Tabana dayanan demokratik modeller, bilginin
üzerindeki tekelleşmeyi yok eder ve herkesin eşit zamanda, eşit bir
biçimde bilgiye ulaşma, bilgiye sahip olma hakkı sağlar. Hiç bir
yöneticinin diğer yöneticiden ya da üyelerden, bilgiyi saklamasına
fırsat vermez. Bugüne kadar Alevi örgütlenmelerinde sorun yaratan
önemli bir olgu ise, bilgilerin saklanması, bilgiyi yukarıda “bilinç”
haline dönüştürüp ve bilgi tekelini elinde tutan tek bir merkezin
ortaya çıkmasına ısrarla olanak sağlayan ve bunların gündelik hayatın
politik ve sosyal sorunlarını çözen ayetler gibi yukarıdan aşağı
gönderilme devridir.
Bu halen devam eden, yok edilmesi ise uzun bir süre alacak olan bir
tür psikolijik vakadır. Alevilerin kendi sorunlarının çözümü konusunda
söz ve karar sahibi olma, toplumda eşit, bağımsız, katılımcı, hakları
ve inançsal kimlikleri özgürce yaşayabilen bir insan olarak yaşama
gibi haklarını elde edebilmelerinde örgütlü mücadelenin çok önemli bir
rolü vardır. Güçlü, katılımcı, şeffaf ve kurumsallaşmış bir örgütlenme
olmadan, güçlü bir mücadele olamaz. Örgütlenme; önceden belirlenmiş
ortak amaçları gerçekleştirmek üzere insanların bilgilerini,
emeklerini ve olanaklarını birleştirerek belli kurallar çerçevesinde
hareket etmeleri demektir. Bireysel başarı; gücünü, sadece o kişinin
kendi bilgi ve yeteneklerinden; Örgütsel başarı ise; gücünü, harekete
katılan bütün insanların ortak bilgi ve yeteneklerinden alır. Bu
nedenle; güçlerini, bir çatı altında birleştiren insanlar, her zaman
çok daha büyük başarılara ulaşma olanağına sahiptirler. Her köşe
başında bir dernek şeklinde parçalanmış bir örgütlenme anlayışının,
Alevilere bugüne kadar istenen faydayı sağlayamadığı her-kesçe
bilinmektedir. Ülkemizde Alevi hareketi büyük bir dağınıklık
yaşamaktadır. Bu dağınıklık plansızlığa, plansızlık ise savurganlığa
yol açmaktadır. ABF Alevi örgütleri arasında koordinasyonu ve
işbölümünü gerçek anlamda hayata geçirecek durumda ve etkinlikte
değildir. Her dernek, kendi başına buyruk bir çalışma anlayışına
sahiptir. Örgütlerin hiçbirinde gerçek bir kurumsallaşma ve gerçek bir
demokrasi yoktur.
Bütün sorunlara günübirlik politikalarla yaklaşılmaktadır. Belli
bazı yöneticilerin kişisel çıkar hesaplarına dayanan tasfiyeci
anlayışlarla neden oldukları örgüt içi ve örgütler arası kavgalar ise,
kronik bir hal almakta ve sadece kavganın taraflarına değil tüm Alevi
toplumuna zarar vermektedir. Bu duruma tanık olan Alevilerin içindeki
umut beklentisi giderek umutsuzluğa dönüşmektedir.Bazı şehirlerde aynı
şeyleri yapan benzer amaçlı çok sayıda dernek bulunmaktadır. Bir
şehirde benzer amaçlı on tane dernek olduğunu düşünelim. Bu aynı
zamanda, on ayrı kiralık daire, on ayrı personel, on ayrı telefon,
faks, bilgisayar, on ayrı eşya, on ayrı evrak, on ayrı yardım
başvurusu, on ayrı kadro demektir. Aynı olayın bir de ülke genelinde
meydana geldiğini gözümüzün önüne getirelim. Ortaya çıkan karmaşanın
ve savurganlığın boyutlarını kolaylıkla tahmin edebilirsiniz.
Dernekler kendi çalışmaları ya da edinmek istedikleri gayri menkuller
konusunda (Cemevi, dernek binası, vb.) yardım toplamak için
işyerlerini, Alevileri kapı kapı, dolaşarak bağış toplamaktadır. Bu
kapıların on farklı Alevi derneği tarafından yapıldığı düşünüldüğünde,
halkımıza da bıkkınlık gelmektedir. Asıl sorun, Alevilere yeteri kadar
kaynak ayrılmamasından daha çok, eldeki kaynakların doğru
kullanılmamasıdır.
Bazı, sözüm ona “becerikli yöneticiler” Alevilerin çeşitli
ihtiyaçlarını karşılama bahanesiyle her yıl bilinen yöntemlerle
halktan ve devletten yüz milyarlarca lirayı bulan paralar toplamakta,
ancak bu paraların büyük bölümünü, belirtilen amaçlar doğrultusunda
harcamamaktadırlar. İhtiyaç olan kültürevi, cemevi, cenaze yıkama
yerine, başka çalışmalara aktarılmaktadır. Alevilerin ihtiyaçlarını ve
halkın iyi niyetini istismar ederek topladıkları paraların amaca ve
ihtiyaca uygun kullanılmadığı da bilinmektedir. Alevi toplumun örgütlü
kesimi bunların kimler olduğunu gayet iyi bilmektedir. Türkiye’nin
başkenti olan Ankara’da, Alevilerin cenazesini kaldıracak, cenaze yeri
olan bir Cemevi yoktur. Dernekler gönüllülük esasına göre faaliyet
gösteren hizmet örgütleridir. Bir derneğe üye olan veya yönetici
olarak seçilen kişiler, bu durumu bilerek tercihlerini yapmaktadırlar.
Bütün bu olumsuzluklar arasında, büyük maddi imkânsızlıklara rağmen,
Alevi toplumuna yararlı olmak için fedakârca çırpınan, ancak
sistemdeki bozukluklar nedeniyle fazla bir şey yapamayan gerçekten iyi
niyetli insanların da bulunduğunu inkâr etmemek gerekir.
Bu gibi insanların bilgi ve emeklerinin boşa gitmemesi için,
örgütlenme alanında yeniden yapılanmanın gözden geçirilmesine mutlaka
ihtiyaç vardır. Bilimsel yöntemlerle çalışamayan, sorunlara kalıcı
çözümler üretemeyen, uzun vadeli programlar hazırlayamayan, en temel
hizmet tesislerini kuramayan, demokratik baskı grubu olma gücüne sahip
olamayan örgütlerimiz, toplum üzerinde de, Alevi kitlesi üzerinde de
olumlu ve inandırıcı bir etkiye sahip değildirler. Alevi toplumunun ve
örgütlerinin içinde bulunduğu sorunlar istenirse daha da
genişletilebilir. Ancak, dünyanın en kolay şeyi, sorunlardan şikâyetçi
olmaktır. Sürekli şikâyetçi konumunda kalınarak bugüne kadar hiçbir
sorunun çözüldüğü görülmemiştir. Ülkemizde Alevilerin sorunları da,
çözüm yollarını da çok iyi bilen; deneyimli ve bilgili insanlar
bulunmaktadır. Eksik olan, bu insanların bilgi ve deneyimlerini
kararlılıkla uygulamaya geçirme iradesi ve Alevi kitlesinin
doğrulardan yana aktif tavır almasıdır. Bu güne kadar Aleviler
yararına gerçekleştirebildiğimiz hizmetler olması, gerekenin yüzde
beşi bile değildir. Ancak, bazı sorunları aşabildiğimiz takdirde, kısa
zamanda çok önemli başarılar sağlayabilecek bir potansiyele ve bilgi
birikimine de sahip olduğumuzu belirtmek isterim.
Çözüm önerileri:
1. Türkiye’de ve Avrupa’da Alevilerin kurdukları dernek sayısının
fazla oluşu bugüne kadar Alevilere hiçbir yarar sağlamamıştır.
Derneklerin birleşmesi, birlikte iş yapabilme becerisi, isteği ve
motivasyonu artırılmalıdır. Ulusal ve uluslararası düzeyde etkili ve
işlevsel bir eşgüdümün sağlanması gerekir. Bu mümkün olamıyorsa,
çalışma alanlarına göre örgütlenmiş farklı konularda ihtisaslaşan
dernekçilik anlayışı benimsenmeli. Her dernek her işi yapamayacağına
göre, dernekler belli alanlarda (kültürel, siyasal, inançsal,
hukuksal, bası yayın, vb.) daha uzmanlaşmayı temel olarak
üstlenebilir.
2. Örgütlenme alanında yeniden yapılanmaya ilişkin konuları
tartışmak ve gerekli adımları atmak üzere Alevi örgütlerinin
temsilcileri vakit kaybetmeden bir masa etrafında toplanmalı. Gerek
geçmişte, gerekse bugün dahi, Alevileri yakından ilgilendiren
gündemlere karşı ortak tepki oluşturma konusunda, refleksiz durumumuz
açılmalıdır.
3. Tüm Alevi toplumuna zarar vermekte olan örgüt içi ve örgütler
arası kavgalara son vermek ve karşılıklı güven ortamını tesis etmek
amacıyla, ilgili taraflar bir masa etrafında iyi niyet çerçevesinde,
uzlaşmaya dönük görüşmelere başlamalı.
4. Örgüt içi demokrasiyi sağlamanın ve katılımcı ruhu geliştirmenin
en önemli yollarından biri, farklı görüşlerin dernek organlarında
temsil edilmesine olanak vermektir. Bu nedenle, dernek tüzükleri,
farklı görüşlerin karar organlarında temsil edilmesini sağlayan nisbi
temsil esasına dayalı seçim sistemine uygun biçimde düzenlenmeli.
5. Halkın ve üyelerin katkıları ile toplanan kaynakların doğru
kullanılmasını sağlamak için, daha etkili düzenlemeler ve daha titiz
denetimler getirilmelidir. Kaynaklarımızı örgütlerimizin fikirsel
kapasitelerini artırmaya yönelik kullanmak ve eğitime aktarmak için
önceliklerimizi tesbit etmek gerekir.
6. Alevilerle ilgili ulusal ve uluslararası düzenlemeler, (AB
süreci) kararlar ve uygulamalar, açıklamalar, örgütlerimiz tarafından
yakından izlenmeli ve eş zamanlı refleks gösterilmesini sağlayacak
kurumsal mekanizma oluşturulmalıdır.
7. Örgütlerimizin olanakları ve sorumlulukları genişletilerek yasal
güvencelere kavuşturulmalı.
8. Alevi örgüt temsilcilerinin ve uzmanların ortak katılımıyla
belli süreleri ve belli hedefleri kapsayan uzun vadeli ulusal çalışma
programlar hazırlanmalı ve uygulamalar yakından izlenmeli.
9. Aleviler olarak, Alevilerin sorununu, Türkiye`deki mevcut
siyasetin kirlenmişleğinden, demokrasi ve insan hakları ihlalindeki
politikalardan kaynaklandığını biliyoruz. Çözümünü Türkiye`de
verilmekte olan demokrasi ve barış mücadelesinin içerisinde, diğer
demokrasi ve barış güçleri ile yan yana durmakla elde edebiliriz.
Aleviler olarak taleplerimizi bu ülkede siyasi ve ekonomik baskı
altında yaşayan işçinin, köylünün, öğrencinin, kadının, memurun, savaş
karşıtlarının, insan hakları savunucuların, sendikaların mücadeleleri
ile buluşturmadan, birlikte mücadele edilmeden, Alevilerin kendi
sorunlarını çözmesi mümkün değildir. Çünkü herkesin talebinde ortak ve
vazgeçilmez ortak unsurlar var; EŞİTLİK, DEMOKRASİ ve BARIŞ.
10. Derhal geleneksel bir ALEVİ FORUMU örgütlenmelidir.
Uluslararası katkılımla oluşabilecek ve her yıl iki kez (Nisan-Kasım
olabilir) düzenlenmesinde fayda gördüğüm bu ALEVİ FORUMU, Avrupa’da ve
Türkiye’deki Alevi örgütlenmelerinin temsilcileri, fikir kadroları,
bilgi ve akademisyen, aydın kimliğinden yararlanacağımız fikir
insanlarınında katılımına açık biçimde örgütlenebilir. ALEVİ FORUMU
ile Alevi örgütlerinin içinde bulunduğu durumu ve geleceğe dönük
çalışma ve vizyonlarını oluşturması için katkı sunması
hedeflenmelidir.”Şimdi bizim aramızaYola boyun eğen gelsinDoğrulayıp
öz nefsiniHakikatı bilen gelsin” Son söz olmasa da Bu ve benzer
sorunların çözümüne dair düşünce önerilerin, Alevi örgütlerin
gündemine getirilmesi ve çözüme kavuşturulması yönünde, herkesin ortak
çaba göstermesi Alevilerin ve kurumlarının geleceği açısından tarihi
bir sorumluluktur. Böyle bir sorumluluğu yüreğinde hissedenlerin görev
başında olması dileği ile....
Turan Eser PSAKD MYK Üyesi
turaneser@pirsultan.org
|