|
Halil Nebiler - Esra Cengiz
Alevilik kuşatma altında
AVRUPA BİRLİĞİ ALEVİLİK VE HAK İHLALLERİ (1 )
Bu Ağustos ayında
da, yıllardan beri uygulanan bir program / izlence yinelenecek. Bir inanç önderi
adına Hacı Bektaş ilçesinde düzenlenen ve binlerce insanın yeni bir şeyler
bulmak / görmek amacıyla katıldığı "kültür-sanat etkinlikleri" bir kültür ortamı
olmaktan çok, önceki yılların izlencesinin yeniden gösteriminden öteye
geçememektedir. Hatta belediye yönetimlerine bağlı olarak, zaman zaman da daha
geri noktalara düşmektedir. Özellikle seçimli yıllarda siyasetçiler için
kendiliğinden oluşmuş miting alanına dönüştüğünden propaganda kaçırılmaz bir
fırsat olmaktadır. Ansiklopedik ve bilimsel olmayan bilgilerle Alevilere övgü
dizme yeri… Oysa hiç birisinin parti programında
Alevilik ve Alevilerle ilgili, sorunlarına ciddi çözüm arayışı yok.
Öte yandan basında, çoğu ivedilikle hazırlatılmış ısmarlama, bilimsellikten,
tarihsel gerçeklerden uzak dizi yazıları…
Ama çözüm bekleyen
konulara değinen yok. Örneğin, 1925 yılında kapatılan ve 1964 tarihinde de
müzeye dönüştürülen ve Alevilerce bir "serçeşme" olarak kabul edilen dergahın
Hacı Bektaş Belediyesi'ne bırakılması yıllardan beri söz verilmesine karşın
yerine getirilmemektedir. Daha da önemlisi Alevilerin ve Aleviliğin köklü çözüm
bekleyen sorunları var. Artık Aleviler deyiş söylemenin, semah dönmenin ve cem
tutmanın bir çözüm olmadığının, sorunlarının çözümünün toplumun
demokratikleşmesine ve özgür / eşit bireyler durumuna gelmelerine, bunun için de
yönetim erkinin "tek inanç" anlayışını terk etmesine bağlı olduğunun
ayırdındalar. Ayrıca Avrupa Birliğine girmek için yapılan bazı yasal
düzenlemelerin / değişikliklerin içselleştirilmesi, uygulanması bir yana,
Aleviler için ne getirdiğinin masaya yatırılarak değerlendirmesi, konunun
çeşitli yönlerden ele alınması gerekmektedir.
Alevilik, Orta Asya, Ön Asya , Orta Doğu ve
Mezopotamya kökenli birçok öğreti ve kültürün, çok ve tek tanrılı dinlerin ve
inançların öğreti ve kültürün Anadolu'da yeniden biçimlenmesiyle oluşmuş, bir
süreç sonunda kendi kendini yaratmış, bağdaştırmacı/senkretik bir inanç sistemi
, toplumsal ve tarihsel bir olgu, bir gerçekliktir. Sünnilik/ ortodoksi "ilm-i
ilahi" yi, öbür dünyayı, ümmetçi bir toplumu, kaderciliği ve dogmatizmi esas
alırken, Alevilik "ilm-i insan"ı, bu dünyayı,
sosyal toplumu gelişim, değişim eşit bölüşümü esas alan ve "insan"ı merkeze
koyan bir inanç ve öğretidir. Özetle; Tanrıyı, evreni ve insanı kendince
algılama ve yorumlama biçimidir. Bu yönleriyle de Anadolu'nun yadsınamaz bir
gerçekliği ve kültürünün temel taşlarından biridir. Tüm bunlara karşın her
dönemde (Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet) siyasal erkin genel ve değişmez
eğilimi "tek etnik yapı" ve "tek inanç" olup, bu yaklaşım ve anlayış Anadolu'nun
tarihsel ve toplumsal gerçeklerine ters düşer.
Çünkü Anadolu, bir
uygarlıklar beşiği ve kavşağı, bir inançlar ve kültürler çeşitliliğinin
coğrafyasıdır. Aslında, Cumhuriyet yönetiminin yeni olarak ilan ettiği
ideolojilerin arkasında Osmanlı'dan devraldığı statü toplumunun değerlerini
koruma anlayışı sürmektedir. Bu "tekçi anlayış" ve bu anlayışa göre yapılanma,
yapıyı ve kurumları sürdürmeye yönelik hukuk düzeni ve yasalar, yaklaşımlar,
toplumsal barışı bozan temel yanlışların kaynağıdır. Oysa insanlık tarihten;
Tekçi anlayış ve uygulamalar, zorun ve baskıcı sistemlerin, otoriter
yönetimlerin düşünsel beslenme kaynağıdır. Böylesi bir coğrafyada "tek etnik
yapı" ya da "tek inanç"tan söz etmek olanaksızdır. Bu durum/ çeşitlilik/ çoğul
yapı bir zenginlik kaynağı ve bu zenginliğin yarattığı olumlu bir dinamizmdir.
Çoğulculuk ve
çeşitlilik bir zenginlik olup günümüz dünyasında kültürel, dilsel ve dinsel
açılardan homojen/ uyuşumlu bir ülke kalmamış, gerçeklerini öğrenmiş
bulunmaktadır. Eğer bir inanç ve felsefi düşünce, en değerli varlık olarak
"insan"ı görüyor ve "insan sevgisi"nin en üstün değer olduğunu kabul ediyorsa
hiçbir inanç ve kültürü diğerlerinden üstün göremez. Kendisini "asıl öğe", "biz"
görüp, kendi gibi düşünmeyen ve inanmayanı da "öteki" sayamaz. Çoğulculuk
günümüzün yadsınamaz bir gerçekliği olarak dar düşünce kalıplarını
zorlamaktadır. Bu konuda değişim ve gelişime insanın toplumun ve Devletin
demokratikleşmesi ve demokrasi kültürünün içselleştirilmesine bağlıdır. Çözüm
yolu, 80 yıllık Cumhuriyet'in günümüzde geçerliliğini yitirmiş tekçi anlayış,
kurumlar ve yapısının toplumsal ve tarihsel gerçekler doğrultusunda
değiştirilmesi , özetle Cumhuriyet'in demokratikleşmesinden geçmektedir.
Genelde Devletler merkeziyetçi yapıdadırlar.
Model/
kurgu/paradigma bu anlayışa göredir. Merkeziyetçiliğin tonu da ülkelere göre
değişmekte olup, o ülkenin jeostratejik durumu, etnik ve inanç yapısı tarih gibi
etkenlere göre değişir. Artık uzlaşarak, ortak paydalar bularak, temel
mutabakatlar sağlanarak birlikte –bir arada yaşamanın yollarının arandığı bir
dünyada yaşıyoruz. Bugün kuşku ve korkulardan kurtularak "alt kimlik ve
kültürleri" bir bölünme/parçalanma nedeni görmeden önce kafaları /mentaliteyi ,
sonra da yasalar, kurumlar ve yapıyı değiştirerek aslında geç kalınmış
değişiklikleri bütünsellik içinde gerçekleştirerek, gelişimin sağlanması
gerekiyor. Ayrıca, yasalarda değişiklik yapmak yetmiyor, içtenlikli uygulamalar
da kaçınılmaz bir zorunluluk ve görev olarak karşımıza çıkıyor. Önümüzde yol
gösterenimiz/kılavuzumuz da var: Kopenhag Kriterleri. İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi'nden Kopenhag Kriterleri'ne geliş sürecinde temel sorun, erki elinde
bulunduran siyasal örgütlenme olan Devlet karşısında "insanın nasıl korunacağı
ve özgürleşeceği" olmuştur. Oluşturulmak istenen "insanlığın ortak değerleri"
ise Kopenhag Siyasal Ölçütleri'nde de belirtildiği gibi; Demokrasi, Hukukun
üstünlüğü,İnsan hakları,Azınlıklara saygı ve azınlıkların korunmasıyla, bu
hakları güvence altına alan kurumların istikrarının sağlanması olup, bu dört
temel öğeden birisi olmazsa, diğerleri de hiçbir anlam ifade etmemektedir. Dört
temel ölçüt açısından bakıldığında, tüm bireylerin dil, ırk, cinsiyet, renk,
siyasal düşünce, din ve inanca dayanan ayrım ve ayrımcılığa maruz kalmadan,
taraf olunan uluslararası sözleşmelere uyulması, temel hak ve özgürlüklere sahip
olmaları için yasal düzenleme yapılması ve uygulamaların güvence altına alınması
da istenmektedir.
Günümüzde
uluslararası ve ulusal düzeyde/düzlemde üzerinde en çok durulan ve tartışılan
bir konu da "azınlıklar" konusudur. Dünyanın her yerine "azınlık" vardır ve
sosyolojik bir gerçekliktir. "Azınlık" kavramına, 1923 Lozan Antlaşması'ndaki
anlayış ve yaklaşım sınırlarını ve kapsamını aşarak yalnız etnik anlamda değil,
dil, din, ırk, cinsiyet, renk, siyasal düşünce ve inanca dayalı ayrımcılığın
önlenmesi için yeni bir yorum getirilmiştir. Bazı ülkelerde otokton /yerli
halkların hak ihlallerine uğraması, göçmenler, göçmen işçiler, sığınmacılar ve
diğer sosyolojik gruplar yeni "azınlık" kategorisini oluşturmuşlardır.
"Azınlık" tanımı konusunda bugüne değin bir uzlaşma sağlanamamış olmasına,
1978'den beri nesnel ve öznel ölçütleri eleştiri almasına karşın genel kabul
gören tanım şudur: "Bir Devletin nüfusunun geri kalanına göre sayıca az olan,
egemen durumda bulunmayan –o Devletin vatandaşları olan- üyeleri nüfusun geri
kalanından farklı etnik, dinsel ya da dilsel özelliklere sahip olan ve
kültürlerini, geleneklerini, dinlerini ya da dillerini korumaya yönelik örtük de
olsa bir dayanışma duygusu gösteren bir grup." BM Dinsel Özgürlükler özel
raportörü Abdullah Amor'un 1997 yılı ziyaretinden sonra hazırladığı raporda
Müslüman olmayan azınlıklar ile Alevilere yönelik ayrımcı, adil ve eşit olmayan
düzenleme ve uygulamalara değindikten sonra "Devlet –din işlerine gelince
Anayasa, laiklik prensibini benimsemiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu ilkeyi
yansızlık ilkesine göre yorumlamıştır. Bu ilkeye göre din, bir yanıyla
bireyseldir, diğer yanıyla ise dini inançların açığa vurulması, kamu düzeninin
korunması, güvenlik ve kamu yararı gibi belli koşullarda Devlet tarafından
sınırlanabilir. Bu, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarına
uygundur. Bununla birlikte laikliği, yansızlık ilkesi üzerine oturtan bu
yaklaşım bazı Anayasal ve yasal hükümlerle çelişki içinde görülmektedir.
Gerçekten de bu sonuçlar, bir İslam Dini yapılanması olan ve ölçüsüz dinsel
yönetim yetkileriyle donatılan Diyanet İşleri Başkanlığı aracılıyla Devlete,
inancın açığa vurulmasını keyfince yönlendirmesini ve İslam'ın nihai olarak bir
Devlet işi olduğunun anlaşılmasını sağlayacak biçimde yetkilendirilmiş
görülmektedir.
Buna, din ve
ahlak öğretimi ile Diyanet İşleri Başkanlığı'nın örgütlenmesi ve çalışmaları
örneklerinde olduğu gibi pratikte Alevilerinki dahil tüm diğer yorumları
dışlayarak sadece Hanefi-İslam öğretisini ileten Devletin tutumu eklenmelidir."
denilmektedir. Aleviler de, gerek tüm azınlıklar için geçerli olan BM İnsan
Hakları Komisyonu'nca hazırlanan 1992 tarihli bildirgede belirtilen, gerekse
diğer uluslararası belgeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları
doğrultunda ortaya çıkan; Varlıklarının korunması, Dışlanmama,Ayrımcılığa
uğramama,Zaman içinde eritilmeme (asimile edilmeme),koşullarına uyulmasını
istemektedirler .Din, inanç ve vicdan özgürlüğü konusundaki eşitsiz, tek yönlü
uygulama ve "hak ihlalleri"nin anlaşılabilmesi için şu anda yürürlükte olan
yasa, çeşitli düzenleme ve uygulamalarla uluslararası belgeleri ve AB'nin
yaklaşımlarını karşılaştırmak gerekmektedir. AVRUPA BİRLİĞİ VE ALEVİLİK AB
Komisyonu Haziran / 1998 tarihinde yaptığı Cardiff Zirvesi'nden sonra Türkiye
hakkında rapor hazırlayarak, bu raporu Ekim / 1998 'de AB Konseyi'ne sunmuş
olup, bu ve bundan sonraki düzenli ilerleme raporlarında din, inanç ve vicdan
özgürlüğü konusunda Alevilerle ilgili olarak; 1998 Yılı İlerleme Raporu'nda "
Türkiye'nin Alevi Müslümanları en az 12 milyon kişi olarak tahmin edilmektedir.
Sünni din adamlarının aksine, hükümetten maaş alan Alevi din adamları yoktur."
1999 Yılı İlerleme Raporu'nda "Din özgürlüğü bakımından Lozan Antlaşması ile
tanınan dinsel azınlıklar ve diğer dinsel azınlıklar arasında bir muamele
farklılığı hala mevcuttur." 2000 Yılı İlerleme Raporu'nda "Alevilere yönelik
resmi yaklaşımda her hangi bir değişiklik olmadığı görülmektedir.
Alevilerin
şikayetleri yalnızca Sünni camileri ve dinsel vakıfların inşaası için mali
destek sağlanması yanında, okullarda ve ders kitaplarında Alevi kimliğini
yansıtmayan zorunlu din eğitimi verilmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır. Bu konular
son derece duyarlı, ancak bunlar hakkında açık bir tartışmaya girmek mümkün
olmalıdır." 2001 Yılı İlerleme Raporu'nda "Sünni olmayan Müslüman toplulukların
durumunda iyileşme olmamıştır. Alevilere yönelik resmi yaklaşım değişmemiştir.
Alevilerin sorunlarına Diyanet İşleri Başkanlığı'nca ilgi gösterilmemiştir.
Alevilerin şikayetleri, okullarda ve ders kitaplarında Alevi kimliğini tanımayan
zorunlu din eğitimi verilmesiyle ve yalnızca Sünni camileri ve dinsel vakıfları
için mali destek sağlanmasıyla ilgilidir." 2002 Yılı İlerleme Raporu'nda "Şubat
ayında Alevi ve Bektaşi Kuruluşları Birliği Kültür Derneği, Anayasa'nın 14 ve
24.maddeleri ve Dernekler Yasası'nın 5.maddesi uyarınca , Alevi ve Bektaşi adı
altında dernek kurulamayacağı gerekçesiyle mahkemece kapatılmasına karar
verilmiştir. Derneğin başvurusu üzerine kararın uygulanması Yargıtay kararına
kadar bekletilmektedir. (....) Zorunlu din dersleri, farklı dinlere ait
açıklamalar içermektedir, ancak bu açıklamaların çoğu dini azınlıklarca
subjektif ve yanlış bulunmaktadır. (....) Aleviler konusunda gelişme
olmamıştır." 2003 Yılı İlerleme Raporu'nda "Sünni olmayan Müslüman toplulukların
durumuna ilişkin olarak, Aleviler konusunda bir değişme olmamıştır. Nisan /2003
'te daha önce kurulu bulunan Alevi Bektaşi Kuruluşlar Birliği'ne, çalışmalarını
sürdürmesine olanak tanıyacak bir hukuksal statü tanınmıştır. Bununla birlikte
Alevilerin, Diyanet İşleri Başkanlığı'nda temsil edilmesi ve Alevi kimliğinin
okullardaki zorunlu din eğitiminde tanınmaması konusunda sorunlar sürmektedir."
denilmektedir. SONUÇ AB Komisyonu'nca hazırlanan İlerleme Raporları'nda Lozan
Antlaşması'nda azınlık olarak kabul edilen, gayrı müslimler ve azınlık olarak
kabul edilmeyen Süryanilerle ilgili olarak geniş ve ayrıntılı açıklamalar
yapılmasına karşın, sayıları onlarca milyonu bulan Aleviler hakkında zaman zaman
bir paragraf ya da bir satır açıklama yapılmaktadır. Ayrıca açıklamalar Alevi
örgütlerinin yıllardan bu yana ileri sürdükleri ve savundukları görüşleri de
yansıtmamaktadır. ULUSAL DÜZENLEMELER / YASALAR ANAYASA Cumhuriyetin nitelikleri
Madde : 2 - Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet
anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir
hukuk Devletidir. Kanun önünde eşitlik Madde : 10 - Herkes, dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa
imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun
önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar. Din ve vicdan
hürriyeti Madde : 24 – Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine
sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve
törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini
inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ; dini inanç ve kanaatlerinden
dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim
ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim
kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Milletlerarası
antlaşmaları uygun bulma Madde : 90 - /son fıkra Usulüne göre yürürlüğe konulmuş
milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa'ya
aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamaz. Diyanet İşleri
Başkanlığı Madde : 136 – Genel idare içinde yer alan Diyanet İşleri Başkanlığı,
laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak
ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanunda gösterilen
görevleri yerine getirir. 633 SAYILI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI KURULUŞ VE
GÖREVLERİ HAKKINDA YASA Madde : 1- İslam Dini'nin inançları, ibadet ve ahlak
esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet
yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı
kurulmuştur. 2820 SAYILI SİYASİ PARTİLER YASASI Madde: 89 – Siyasi partiler,
laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşüncelerin dışında kalarak
ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanunda gösterilen
görevleri yerine getirmek durumunda olan Diyanet İşleri Başkanlığı'nın, genel
idare içinde yer almasına ilişkin Anayasa'nın 136 ncı maddesi hükmüne aykırı
amaç güdemez. 442 SAYILI KÖY YASASI Madde : 2 – Cami, mektep, otlak, yaylak,
baltalık gibi orta malları bulunan ve toplu veya dağınık evlerde oturan insanlar
bağ ve bahçe ve tarlalarıyla birlikte bir köy teşkil ederler. (...) Madde : 13-
Köylünün Mecburu İşleri Şunlardır (...) 14 – Köyde bir mescit yapmak ( yeniden
yapılacak ise köy meydanının bir tarafına yapılacaktır.) 1587 SAYILI NÜFUS
YASASI Madde : 43 – Aile kütükleri; ailenin bütün fertlerinin cinsiyetini, adı,
soyadı, baba ve anası adıyla soyadlarını, sağ olup olmadıklarını, il ve ilçe
itibarıyla doğum yeri ve tarihlerini, vücutlarındaki belirli değişikliklerini,
dinini, okur-yazar olup olmadıklarını, medeni hallerini ve diğer şahsi hal
değişikliklerini ihtiva eder. (...) 6785 / 3194 / 4928 SAYILI İMAR YASASI Madde
: 18 (...) Düzenleme ortaklık payları, düzenlemeye tabi tutulan yerlerin
ihtiyacı olan yol, meydan, park, otopark, çocuk bahçesi, yeşil saha, ibadet yeri
ve karakol gibi umumi hizmetlerden ve bu hizmetlerle ilgili tesislerden başka
maksatlarla kullanılamaz. (...) 2981 SAYILI İMAR VE GECEKONDU MEVZUATINA AYKIRI
YAPILARA UYGULANACAK BAZI İŞLEMLER VE 6785 SAYILI İMAR YASASI'NIN BİR MADDESİNİN
DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA YASA Ek Madde : 3 – ( 22.5.1986- 3290 Sayılı Yasa madde
:15) İbadet yerleri, mescit, türbe gibi yerlerin sınırları içinde kalan veya bu
yerlerin sınırları içinde kalmamakla beraber eserlerin bütünlüğünü bozan yapılar
korunamayacak yapılar olup, bunlara tapu veya tapu tahsis belgesi verilmez.
Ancak, bu hak sahiplerine başka yerden öncelikle arsa tahsis edilir. 3402 SAYILI
KADASTRO YASASI Kamu Malları : Madde : 16- Kamunun ortak kullanılmasına veya bir
kamu hizmetinin görülmesine ayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altında
bulunan sahipsiz yerlerden; a)Kamu hizmetinde kullanılan bütçelerinden ayrılan
ödenek veya yardımlarla yapılan resmi bina ve tesisler ( Hükümet, belediye,
karakol, okul binaları, köy odası, hastane veya diğer sağlık tesisleri,
kütüphane, kitaplık, namazgah, cami, genel mezarlık, çeşme, kuyular, yunak ile
kapanmış olan yollar, meydanlar, pazar yerleri, parklar ve bahçeler ve boşluklar
ve benzeri hizmet malları) kayıt, belge veya özel kanunlarına göre Hazine, kamu
kurum ve kuruluşları, belediye, köy veya mahalli idari , birlik, tüzel kişiliği
adlarına tesbit olunur. (...) 667 SAYILI TEKKE VE ZAVİYELERLE TÜRBELERİN SEDDİNE
VE TÜRBEDARLAR İLE BİR TAKIM ÜNVANLARIN MEN VE İLGASINA DAİR YASA Madde : 1-
Türkiye Cumhuriyeti dahilinde gerek vakıf suretiyle, gerek mülk olarak şeyhının
tahtı tasarrufunda gerek suveri aharla tesis edilmiş bulunan bilumum tekke ve
zaviyeler sahiplerinin diğer şekilde hakkı temmellük ve tasarrufları baki kalmak
üzere kamilen seddedilmiştir. Bunlardan usulu mevzuası dairesinde filhal cami
veya mescit olarak istimal edilenler ipka edilir. Alelumum tarikatlerle şeyhlik,
dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, nakiplik,
halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük ve gayıptan haber vermek ve murada
kavuşturmak maksadıyla nüshacılık gibi unvan ve sıfatların istimali ile bu unvan
ve sıfatlara ait hizmet ifa ve kisve iktisası memnudur. Türkiye Cumhuriyeti
dahilinde salatine ait veya bir tarika veyahut cerri menfaata müstenit olanlarla
bilumum sair türbeler mesdut ve türbedarlıklar mülgadır. Seddedilmiş olan tekke
veya zaviyeleri veya türbeleri açanlar veyahut bunları yeniden ihdas edenler
veya ayını tarikat icrasına mahsus olarak velev muvakkaten olsa bile yer
verenler ve yukarıdaki unvanları taşıyanlar veya bunlara mahsus hidematı ifa
veya kıyafet iktisa eyleyen kimseler üç aydan eksik olamamak üzere hapis ve elli
liradan aşağı olmamak üzere cezayı nakdi ile cezalandırılır. 765 SAYILI TÜRK
CEZA YASASI Din Hürriyeti Aleyhinde Cürümler Madde : 175 – ( Değişik :
20.05.1987 –3369/1 md.) Dinlerden birine ait dini işleri veya ibadet veya ayinin
yapılmasını men ve ihlal eden kimseye altı aydan bir yıla kadar hapis ve beş bin
liradan yirmi beş bin liraya kadar ağır para cezası verilir. Fiilin işlenmesi
sırasında cebir, şiddet, tehdit veya hakaret vaki olmuş ise, faile bir yıldan
iki yıla kadar hapis ve on bin liradan elli bin liraya kadar para cezası
verilir. Allah'a veya dinlerden veya bu dinlerin peygamberlerinden veya kutsal
kitaplarından veya mezheplerinden birine hakaret eden veya bir kimseyi dini
inançlarından veya mensup olduğu dinin emirlerini yerine getirmesinden veya
yasaklarından kaçınmasından dolayı kınayan veya tezyif veya tahkir eden veya
alaya alan kimseye altı aydan bir yıla kadar hapis ve beş bin liradan yirmi beş
bin liraya kadar ağır para cezası verilir. Üçüncü fıkrada yazılan suçlar, basın
ve yayın yoluyla işlenirse ceza bir misli artırılarak hükmolunur. Birinci
fıkrada yazılı suçların basın ve yayın yoluyla teşvik ve tahrik edilmesi halinde
aynı ceza uygulanır. BAKANLAR KURULU KARARI Karar Sayısı : 2002/ 4100 Elektrik
abonesi bazı kişi ve kuruluşların 8.1.2002 tarihli 4736 sayılı kanunun 1 inci
maddesinin birinci fıkrası hükmünden muaf tutulması ve uygulama esaslarının
düzenlenmesine ilişkin ekli kararın yürürlüğe konulması; Enerji ve Tabii
Kaynaklar Bakanlığı'nın 15.03.2002 tarihli 4522 sayılı yazısı üzerine, 4736
Sayılı Kanunun 1 inci maddesi ile 8.6.1984 tarihli ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde
Kararname'nin 35 inci maddesine göre Bakanlar Kurulu'nca 12.4.2002 tarihinde
kararlaştırılmıştır. Tanımlar Madde : 1.................................
İndirimli Tarifeden yararlanan kişi ve kurumlar Madde : 2 –
a).......................... f) İbadethaneler ( cami, mescit, kilise, havra ve
sinagog ) ve genel aydınlatma yerleri (il, ilçe, belde ve köylerdeki cadde ve
sokak ile kamuya ait ücretsiz girilen park ve bahçe gibi halka açık yerler.)
Madde : 3- a) ......................... f) 2002 yılı içerisinde bu Karar'ın 2
nci maddesinin (f) bendinde belirtilen abone gruplarına ilişkin ölçü
sistemlerinin tesis edilmesini takiben, genel aydınlatma yerlerinin elektrik
enerjisi yıllık giderleri belediye sınırları içerisinde ilgili belediye,
belediye sınırları dışında ilgili özel idare bütçesinden, ibadethanelerin
elektrik enerjisi yıllık giderleri de Diyanet İşleri Başkanlığı'nın takip eden
yılı bütçesinden konularak ödeneklerden karşılanır. İbadethane ve genel
aydınlatma yerlerine 19.1.2002 tarihinden itibaren içme ve kullanım suyu abone
grubu ortalama satış fiyatı uygulanır. 2002 yılı içerisinde ibadethane ve genel
aydınlatma yerleri için ölçülen tüketim bedeli gelir kaybı tutarı olarak
belirlenir. Avrupa Birliği sürecinde bazı yasalarda değişiklik yapılarak yeni
düzenlemelere gidilmişse de temel yaklaşımda bir değişiklik olmamıştır. Çoğu
yasa maddelerinde "cami sözcüğü çıkarılıp, yerine "ibadethane" ya da "ibadet
yeri" konmuşsa da, bunlardan amacın yine "cami" olduğu bu Bakanlar Kurulu
Kararı'ndan açıkça anlaşılmaktadır. 2002 / 4100 Sayılı Bakanlar Kurulu
Kararı'nda ibadet yeri olarak cami, mescit, kilise, havra ve sinagog sayılmasına
karşın "cemevi" sayılmamıştır. Oysa "cemevi" Alevilerin inanç ve kültürlerini
yaşattıkları önemli bir inanç kurumudur. ULUSLARARASI BELGELER İNSAN HAKLARI
EVRENSEL BİLDİRGESİ Paris / 1948 Madde : 2/ 1- Herkes ırk,renk, cinsiyet, dil,
din, siyasal ya da başka türden kanaat, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet,
doğuş veya başka türden statü gibi herhangi bir ayrım gözetilmeksizin bu
bildirgede belirtilen bütün hak ve özgürlüklere sahiptir. Madde : 18 – Herkesin
düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır; bu hak din veya inancını
değiştirme özgürlüğünü ve din veya inancının tek başına veya topluca ve kamuya
açık veya özel olarak öğretme, uygulama, ibadet ve uyma yoluyla açıklama
serbestliğini kapsar. Madde : 26 – (...) Eğitim, insan kişiliğinin tam
geliştirilmesine, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygıyı güçlendirmeye
yönelik olmalıdır. Eğitim, bütün uluslar, ırklar ve dinsel gruplar arasında,
hoşgörü ve dostluğu yerleştirmeli ve Birleşmiş Milletler'in barışı koruma
yolundaki etkinliklerini güçlendirmelidir. Ana-babalar, çocuklarına verilecek
eğitimi seçmede öncelikli hak sahibidir. AVRUPA İNSAN HAKLARINI VE TEMEL
ÖZGÜRLÜKLERİ KORUMA SÖZLEŞMESİ Roma / 1950 Madde: 9/1- Herkesin düşünce, vicdan
ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, din ya da inancını değiştirme özgürlüğü
ile din ile inancını tek başına ya da topluca ve açık ya da özel olarak ibadet,
öğretim, uygulama ve gözetme yoluyla açıklama özgürlüğünü de kapsar. 2- Din ve
inancı açıklama özgürlüğü, ancak demokratik bir toplumda kamu güvenliğinin
gerekleri, kamu düzeninin, genel sağlık ve ahlakın ya da başkalarının hak ve
özgürlüklerinin korunması için gerekli olan ve yasayla konulan sınırlamalara
bağlıdır. AVRUPA İNSAN HAKLARI SÖZLEŞMESİNE EK 1 NO'LU PROTOKOL Paris / 1952
Madde: 2- Hiç kimsenin eğitim hakkı yadsınamaz. Devlet, eğitim ve öğretim ile
ilgili üzerine aldığı görevleri yerine getirirken anne ve babaların çocuklarına,
kendi dini ve felsefi inançlarına uygun olan bir eğitim ve öğretimin verilmesini
isteme hakkına saygı gösterir. EKONOMİK, TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL HAKLAR
ULUSLARARASI SÖZLEŞMESİ New York / 1966 Madde 2/1 (...) 2- Bu Sözleşmeye taraf
olan Devletler, bu Sözleşmede öne sürülen hakların ırk, renk, cinsiyet, dil,
din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet,
doğuş ya da başka bir statü gibi herhangi bir ayrım gözetmeksizin uygulanacağını
güvenceye bağlamayı üstlenir. KİŞİSEL VE SİYASAL HAKLAR ULUSLARARASI
SÖZLEŞMESİ New York / 1976 Madde: 18/1 Herkesin düşünce, vicdan ve din
özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, herkesin bir dine sahip olma ya da kendi
seçtiği bir inancı benimseme özgürlüğü ile din ya da inancını tek başına ya da
topluca, açık ya da özel olarak ibadet, gözetme, uygulama ve öğretme yoluyla
açıklama özgürlüğünü de içerir. 2- Hiç kimseye bir din ya da inanca sahip olma
ya da seçtiği bir din ya da inancı benimseme özgürlüğünü zedeleyici baskıda
bulunulamaz. 3- Din ya da inanç açıklama özgürlüğüne ancak, yasayla konulan ve
kamu güvenliğini, kamu düzenini ve sağlığını ya da genel ahlakı ya da
başkalarının temel hak ve özgürlüklerini korumak için gerekli olan sınırlamalar
getirilebilir. 4- Bu Sözleşmeye taraf Devletler, ana babanın ve kimi durumlarda
yasal vasilerin, çocuklarını kendi inançları doğrultusunda din ve ahlak eğitimi
görmelerini sağlama özgürlüğüne saygı göstermeyi üstlenir. Madde: 24/1 Her
çocuğun; ırk, renk, cinsiyet, dil, din,ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet ya
da doğuşça herhangi bir ayrım yapılmaksızın ailesi, toplum ve Devlet tarafından
erginleşmemiş konumunda olmanın gerektirdiği koruma önlemlerine hakkı vardır.
(...) HELSİNKİ SONUÇ BELGESİ Helsinki/ 1975 (10 TEMEL İLKE) 1.Devletlerin
egemen eşitliği ve egemenliğin özündeki haklara saygı 2.Tehdit veya kuvvete
başvurmamak 3.Sınırların dokunulmazlığı 4.Devletlerin toprak bütünlüğüne saygı
5.Uyuşmazlıkların barışçı yollarla çözümü 6.İçişlerine karışmamak 7.Düşünce,
vicdan, din ve inanç özgürlükleri de dahil olmak üzere, insan haklarına ve temel
özgürlüklere saygı 8.Halkların hak eşitliği ve kendi kaderlerini tayin hakkı.
9.Devletler arasında işbirliği 10.Uluslararası hukuk çerçevesinde üstlenilen
yükümlülüklerin iyi niyetle yerine getirilmesi. DÜŞÜNCE, VİCDAN DİN YA DA İNANÇ
ÖZGÜRLÜĞÜ DAHİL İNSAN HAKLARINA VE TEMEL ÖZGÜRLÜKLERİNE SAYGI Katılan Devletler
ırk, cinsiyet, dil ya da din ayrımı gözetmeksizin herkes için düşünce, vicdan,
din ya da inanç özgürlüğü dahil insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı
gösterir. AGİK (AGİT) PARİS ŞARTI Paris / 1990 YENİ BİR DEMOKRASİ BARIŞ VE
BİRLİK ÇAĞI (…) Her bireyin düşünce, vicdan ve din ya da inanç özgürlüğüne;
ifade özgürlüğüne, dernek kurma ve sükunu bozmayan bir şekilde toplanma
özgürlüğüne; yer değiştirme özgürlüğüne hakkı olduğunu ve hiç kimsenin keyfi bir
şekilde tutulamayacağını ya da tutuklanamayacağını; işkence ya da öteki
acımasızca, insana yaraşmayan ya da insanı alçaltan bir işlem ya da
cezalandırmaya uğratılamayacağını, keza herkesin haklarını bilmeye ve haklarına
dayanarak hareket etmeye; hür ve adil seçimlere katılmaya; tek başına ya da
ortaklaşa mal ve mülk sahibi olmaya ve bireysel girişimlerde bulunmaya; iktisadi
toplumsal ve kültürel haklardan yararlanmaya hakkı olduğunu hiçbir ayrım
yapmaksızın belirtiriz. Bir ulus içindeki azınlıkların soy, kültür, dil ve din
yönünden sahip oldukları kimliğin korunacağını ve azınlıklara mensup kişilerin
hiçbir ayrım yapılmaksızın kanun önünde tam bir eşitlik içinde bu kimliği
serbestçe dile getirmek, korumak ve geliştirmek hakkına sahip olduklarını
belirtiriz. Haklarının herhangi bir şekilde zedelenmesi karşısında herkesin
ulusal ya da uluslararası her türlü etkin çarelere başvurabilmesinin
sağlayacağız. Bu ilkelere tam bir saygı, yeni Avrupa'yı üzerine kurmaya
çalışacağımız sağlam bir temeldir. Devletlerimiz demokratik kazançları geri
çevrilemez kılmak amacıyla birbirleriyle işbirliği edecek ve birbirlerini
destekleyeceklerdir. (…) KOPENHAG TOPLUMSAL KALKINMA DEKLERASYONU Kopenhag/ 1995
FARKLI ÖZELLİKLERE SAHİP BİREY VE GRUPLARA KARŞI AYRIMCILIK YAPMAMAK, HOŞGÖRÜLÜ
VE SAYGILI DAVRANMAK VE HER FARKLILIĞIN KENDİNE GÖRE BİR DEĞERİNİN OLDUĞUNU
KABUL ETMEK. 73- Ulusal ve uluslararası düzeylerde, ayırımcılığı ortadan
kaldırmak, farklı özelliklere sahip birey ve gruplara hoşgörülü ve saygılı
davranma tavrını geliştirmek ve farklılıkların kendine göre bir değerinin
olduğunu kavramak gerekmektedir. Bunun için yapılması gerekenler şunlardır: a)-
Bütün biçimleriyle ırkçılık, ırkçı ayırımcılık dinsel hoşgörüsüzlük yabancı
düşmanlığı ve bütün biçimleriyle toplumsal yaşantının her alanında ayırımcılık
ile mücadelede gereken yasaların ve başka düzenlemelerin kabul edilerek
uygulanması. (…) ÇOCUK HAKLARI SÖZLEŞMESİ New York/ 1959 Madde 14 /1- Taraf
Devletler, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlükleri hakkına saygı
gösterirler. 2- Taraf Devletler, ana-babanın ve gerekiyorsa yasal vasilerin;
çocuğun yeteneklerini gelişmesiyle bağdaşır biçimde haklarının kullanılmasında
çocuğa yol gösterme konusundaki hak ve ödevlerine saygı gösterirler. 3- Bir
kimsenin dinini ve inançlarını açıklama özgürlüğü kanunla öngörülmek ve gerekli
olmak kaydıyla yalnızca kamu güvenliğiyle, düzeni, sağlık ya da ahlakı ya da
başkalarının temel hakları ve özgürlüklerini korumak gibi amaçlarla
sınırlandırılabilir. Madde 30- Soya, dine ya da dile dayalı azınlıkların ya da
yerli halkların varolduğu Devletlerde, böyle bir azınlığa mensup olan ya da
yerli halktan olan çocuk, ait olduğu azınlık topluluğunun diğer üyeleriyle
birlikte kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama ve kendi
dilini kullanma hakkından yoksun bırakılamaz. DİN YA DA İNANCA DAYALI HER TÜRLÜ
HOŞGÖRÜSÜZLÜK VE AYIRIMCILIĞIN KALDIRILMASI BİLDİRGESİ. New York / 1981 Madde: 1
1.Herkesin düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne hakkı vardır. Bu hak, bir dini ya
da dilediği bir inancı benimseme ve din ya da inancı tek başına yada topluca,
açık yada özel olarak ibadet, gözetme, uygulama ve öğretme biçiminde açıklama
özgürlüğünü de içerir. 2.Hiç kimseye, bir dini yada dilediği bir inancı
benimseme özgürlüğünü zedeleyecek baskıda bulunulamaz. 3.Bir kimsenin din ya da
inançlarını açığa vurma özgürlüğü ancak yasa ile öngörülen ve kamu güvenliği,
düzeni sağlığı yada genel ahlakı yada başkalarının temel hak ve özgürlüklerini
korumak için gereken sınırlamalara bağlı olabilir. Madde: 2 1.Hiç kimse , din
yada başka inançtan gerekçesiyle herhangi bir Devlet, kurum, grup yada bir kimse
tarafından ayırımcılık konusu olamaz. 2.Bu bildirgenin amaçları bakımından "din
yada inanca dayalı hoşgörüsüzlük ve ayırımcılık" deyişi, din yada inanca dayalı
olarak insan hakları ve temel özgürlüklerin eşitlik temeli üzerinde tanınmasını,
kullanılmasını ve bunlardan yararlanılmasını önlemek yada zedelemek amaç ya da
sonucuyla herhangi bir ayırım, dışlama, kısıtlama yada yeğlemede bulunmak
anlamına gelebilir. Madde: 3 İnsanlar arasında din yada inanç gerekçeleriyle
ayırım gözetmek, insan saygınlığına karşı bir saygısızlık ve birleşmiş milletler
antlaşması ilkelerinin yadsınması niteliğinde olup, insan hakları evrensel
bildirgesinde ilan edilen ve insan hakları uluslararası sözleşmelerinde
ayrıntılı olarak öne sürülen insan hakları ve temel özgürlüklerin çiğnenmesinde
ve uluslararasında dostça ve barışçı ilişkiler için bir engel olarak kınanır.
(…) Madde: 6 Bu bildirgenin 1. maddesi uyarınca ve 1. maddesinin 3. fıkrası
hükümleri saklı kalmak üzere düşünce, vicdan, din ya da inanç özgürlüğü hakkı
ötekilerin yanı sıra a)Bir din ya da inancın gerekleri uyarınca ibadet ya da
toplanma ve bu amaçla ibadet yerleri kurma ve koruma; b)Uygun yardım ve insancıl
amaçlı kurumlar kurma ve koruma; c)Bir din ya da inancın tören yada törelerine
ilişkin araç yada gereçleri yeterli ölçüde yapma, edinme ya da kullanma d)Bu
alanlarda ilgili metinleri yazma, yayınlama ve yayma e)Bir din ya da inancı bu
amaçlara uygun yerlerde öğretme; f)Bireylerden, kurumlardan gönüllü maddi ya da
başka yardımlar isteme yada alma; g)Her hangi bir din ya da inancın gerekimleri
ve standartlarının öngördüğü uygun liderleri yetiştirme, atama, seçme ya da
yerini alacak olanı belirleme, h)Dinin ya da inancın kuralları uyarınca tatil
günlerine uyma ve bayram ve törenleri kutlama; i)Din ve inanç konularında ulusal
ve uluslararası düzeylerde bireylerle ve topluluklarla iletişim kurma ve
sürdürme özgürlüklerini içerir. HER TÜRLÜ IRK AYIRIMCILIĞININ KALDIRILMASI
ULUSLARARASI SÖZLEŞMESİ New York/ 1965 Bu Sözleşmeye Taraf Devletler,
Birleşmiş Milletler Antlaşması'nın tüm insanların niteliğindeki onur ve eşitlik
ilkelerine dayalı olduğunu, tüm üye Devletlerin Birleşmiş Milletlerin
amaçlarından biri olan ırk, cinsiyet, dil ve din ayırımı yapılmaksızın herkes
için insan hakları ve temel özgürlüklerin evrensel saygı görerek gözetilmesini
geliştirmeyi ve özendirmeyi gerçekleştirmek üzere örgütle işbirliği içerisinde
topluca ve ayrı ayrı eylemde bulunma yükümlülüğü üslendiklerini göz önüne
alarak, (...) ULUSAL AZINLIKLARIN KORUNMASINA İLİŞKİN ÇERÇEVE SÖZLEŞME
Strasbourg /1995 Madde: 5/1- Taraflar, ulusal azınlıklara mensup kişilerin kendi
kültürlerini yaşatmaları ve geliştirmeleri ve kimliklerinin asli öğeleri, yani
dinleri, dilleri, gelenekleri ve kültürel miraslarını korumaları için gerekli
koşulları sağlamayı taahhüt ederler. Madde: 8- Taraflar ulusal azınlığa mensup
her kişinin dinini yada inancını açıklama ve dini kurumlar, örgütler ve
dernekler kurma hakkına sahip olduğunu tanımayı taahhüt eder. Madde: 12/1
Taraflar gerektiğinde ulusal azınlıklarını ve çoğunluğun kültür, tarih, dil ve
din bilgisini geliştirmek için eğitim ve araştırma alanlarında önlem alırlar.
EĞİTİMDE AYIRIMCILIĞA KARŞI SÖZLEŞME Paris /1960 Madde: 5/1. b- Ana babaların ve
uygulandığı yerlerde vasilerin çocukları için önce, yetkili makamlarca konan
yada onaylanan en az eğitim standartlarına uymakla birlikte kamu makamlarınca
yönetilen kurumlardan başka kurumları seçme ve ikinci olarak, yasaların
uygulanması uyarınca bu Devlette izlenen işlemlerle bağdaşmak koşuluyla
çocukların ana baba ve vasilerinin inançlarına göre din ve ahlak eğitimi
almalarını ve hiçbir kişiyi yada grubun kendi inancıyla bağdaşmayan dinsel
eğitim görmeye zorlanmamasını sağlama özgürlüğüne saygı göstermek temel ilkedir.
AVRUPA BİRLİĞİ TEMEL HAKLAR BİLDİRGESİ Nice / 2000 Madde: 10- Herkes düşünce,
din ve vicdan özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, din veya inancını değiştirme
özgürlüğünü ve din veya inancını tek başına veya topluluk halinde, aleni veya
gizli olarak ibadet etme, öğretme, uygulama ve gereklerine uyma şeklinde açığa
vurma özgürlüğünü içerir. Bu hakkın kullanılmasına ilişkin ulusal mevzuata uygun
olarak dini nedenlerle askerlik görevini yapmayı reddetme hakkı tanınmaktadır.
ALEVİLERİN İSTEKLERİ VE BEKLENTİLERİ Uluslararası belgelere, insan haklarına ve
temel özgürlüklere dayalı, bir toplumsal mutabakat sözleşmesi olan eşitlikçi,
özgürlükçü ve çoğulculuğu esas alan demokratik bir Anayasa, Diyanet İşleri
Başkanlığı'nın Genel İdare Yapısı'ndan çıkarılmasını, Zorunlu din derslerinin
kaldırılmasını, Alevi köylerine zorla cami yapılması uygulamasının
durdurulmasını ve cem evlerinin tanınmasını ve bunların hukuksal olarak güvence
altına alınmasını, Pozitif ayrımcılık yapılamasını, "Alevi" kimliğinin
tanınmasını, kendi özgünlüklerini yaşamak ve kendilerini , kendileri tanımlamak
istiyorlar. Ayrıca kendi dışlarında yaratılacak / yaratılan bir temsiliyeti de
istemiyorlar.
|