|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
|
Hasan Kaya Alevilik Nerede ? Alevilik üzerine okuduğum her kitapta şaşırdığım bir çok noktayla karşılaştım. Abartmalardan tutun da farkında olmadan yermelere kadar bir çok hata yapılırken, Aleviliğin özü ile yakından uzaktan ilgisi olmayan kimi zaman kişisel, kimi zaman siyasal çıkarlar için Alevilik yorumlanıp anlatılmakta. Okuduklarımın bir çoğunu, yaşadığım bildiğim Alevilik ile kıyasladığımda şaşırmadım dersem yalan olur. Şimdi aynı şeyi sürdürülen bu tartışmada yaşıyorum. Bir biri ile hiç alakalı olmayan olaylar olgular bir arada sanki aynı şeymiş gibi savunulmakta. Dost düşman bir birine karıştırılarak ortalık toza dumana bulandı... Bunun bir yere kadar doğal olduğunu kabul ettiğimi hemen söylemeliyim. Benim bildiğim ve yaşadığım Aleviliğin sadece bir parçasıydı. Geniş bir coğrafyaya yayılmış Alevilerin yaşadıkları ülke veya yöreden kaynaklanan farklılıklarının olması son derece doğal. Kimi yerde etnik unsurlar, dil veya yörenin geçmiş kültür ve uygarlıklarından gelen farklılıklardır bunlar. Doğrusunu söylemek gerekirse bu farklılıklara rastlamak kadar doğal bir olgu olmaz. Çünkü hiç bir düşünce, inanç kendisinden önce var olan kültürler ve uygarlıklardan soyutlanamaz. Geçmişin mirasını hepten yadsımış bir inanç veya dünya görüşü yoktur. Bir adım daha ileri gidip, aynı etnik köken aynı kültür ve yörede dahi farklılıklar olması doğaldır diyebiliriz. Toplumun homojen bir yapı içermediği, toplumda değişik sınıf ve katmanların olduğu bilinmektedir. Bu bağlamda her sınıfın veya katmanın kültürel alt yapısındaki farklılıkların Alevilik anlayışına yansıması doğaldır. Benim bildiğim ve yaşadığım Aleviliğin, İslam’ın içinde olup olmama diye bir kaygısı yoktu. Şimdi ise böyle bir kaygı her şeyin önüne geçmiş gibi. Ne yalan söyleyeyim bu manzara hiç hoşuma gitmediği gibi beni rahatsız da ediyor. Çünkü bu kaygı bana pek anlamlı gelmiyor. Doğal olarak hangi İslam’ın içinde Alevilik sorusu aklıma geliyor. Umarım Aleviliğin İslam içinde olduğunu bu denli önemseyen arkadaşlar bize hangi İslam içinde olduğunu da anlatırlar. Bizce bir inancın iyi olup olmadığının, doğruluğunun, güzelliğinin tartışılması kadar saçma bir düşünce olamaz. Ve bu, o inancın hangi inanca yakın olup olmadığı veya hangi inancın içinde görülmesine hiç bağlı değildir. Birilerinin Alevileri İslam’ın içinde görmesi veya görmemesi ise hiç mi hiç önemli değil. Bunu düşünmek ve bu türden söylemlere değer vermek saçma olur. Alevilerin en son ihtiyaç duyduğu şey; birilerini memnun etmek için nerede olduğunu olduğumuzu ispatlamaya kalkmasıdır. Alevilerin kendilerini Müslüman tanımlamasını kimse yadsımaz. Bunun ne kadar doğru olup olmadığını sorgulama hakkımız olduğunu sanmıyorum. İnançların rasyonal olmasını beklemek son derece saçma olur. İnançların inaklardan arındırılması mümkün değildir. Bu yapılabilse o zaman o inancın inanç olma özelliği de olmaz. Peki ne yapmak gerekiyor ? Her şeyden önce bir yere bağlanma veya bir inancın içinde olma çabasından vazgeçmeliyiz. Çünkü; bu bir yere ait olma çabası doğal olarak o ait olmak istediğimize uygun olma zorlamasını beraberinde getiriyor. Kaldı ki bizim izlediğimiz tartışmada bolca İslam denmesine rağmen İslam’dan ne anlaşıldığı henüz açıklanmış değil. Umarım, bu bolca İslam’dan söz ediş sonunda en yakın bilinen İslam anlayışına yani Sünni veya Şii İslam anlayışına benzeme veya bunlardan birine uyma ile sonuçlanmaz... Eğer arkadaşların niyeti bu değilse o zaman İslam derken nasıl bir İslam’dan söz ettiklerini açıklamaları gerekir. Bu yapılmadan bu tartışmayı sürdürmenin olanağı yok. Bir başka kabul edilemez nokta ise; bu arkadaşların sol diye ortalığı yakıp yıkan söylemleri. Solcular Alevi örgütlenmeleri içindeymiş. Solcuların eline örgütleri geçerken bu arkadaşlar neredeydiler. Duyanda solcular Alevi örgütlenmelerini bir darbe ile ele geçirmiş sanacak. Ancak gerçek arkadaşların dediğinden çok farklı. Tarihsel sosyal gelişmenin bir duraksamasında Tarihsel bir görevi üstlenmeniz gerektiği halde ya siz orada yoksunuzdur, yada olsanız dahi birikiminiz, gücünüz o tarihsel görevi üstlenmeye yetmez. Ve bu tarihsel görevi sizin yerinize birileri üstlenir. Kendileri de Alevi olan solcular geçmiş birikimleri ile bu işin asıl üstesinden gelecek kesimdi. Bu da doğal olarak soldan gelen Alevilerin bu örgütlenmeler içindeki etkisini doğurdu. Ama arkadaşlara soracak olursanız son derece öznel değerlendirmelerle Solcuların bu örgütlenmelere gökten zembille indiği yolunda. Bir iş yapan herkes gibi Soldan gelen Alevilerde elbette hatalar yapmıştır. Bunları eleştirmek ve daha doğrusuna ulaşmak mümkünken sapla samanı bir birine katıp bu toz duman içinde ne arıyoruz ? Şimdi eğer Aleviler örgütlenmelerine sahip çıkacak birikimde olduklarına inanıyorlarsa o zaman bunun yolu "dedikodu" yapmaktan geçmiyor. Demokratik haklarını kullanarak örgütlenmelerine sahip çıkıp onu bir adım ileri götürebilirler. Her şeyden daha önemlisi ise bu tartışmayı ayrılığın bahanesi yapmak yerine geliştirmek gerekir. Ancak sabır ve karşılıklı hoşgörü ile sürdürülen bir tartışma Aleviliğin özlenen tanımına varmayı sağlar. Buna da hiç bir solcunun karşı çıkacağına inanmadığım gibi, ellerinden gelen katkıyı vereceklerini de biliyorum. Karşılıklı suçlamalarla bir yere varma şansımız yok. Alevi örgütlenmelerinin temelini oluşturan demokratik kitle örgütlerinde tek sesliğe varan görüşler ve öneriler, kestirme ve son derece kolaycı hiç bir kanıt göstermeden “gerçek aleviler” tanımlamaları yapmak son derece yanlıştır. Umarım, Aleviliğin temel öğelerinden biri olan hoşgörü, sevgi ve yeniye, güzele açık olma ilkesi daha fazla zarar görmeden herkes üstüne düşeni yapar... |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |