|
Halil Nebiler- Esra Cengiz
Alevilik İslam içi mi İslam dışı mı?
Gelişmemiş toplumlarda inançlar ve özellikle
dinler, tartışılması mümkün olmayan konuların başında gelir. Alevilik ise
tartışılmanın da ötesinde yüzyıllarca telaffuz bile edilmekten kaçınılan
'sapkın' bir inanış olarak görüldü. Aleviler her dönemde türlü türlü hakarete,
dışlanmaya ve şiddete maruz kalırken inançları üzerine yapılan yakıştırmaların
hiçbirine yanıt verme şansına sahip olamadılar. Toplumun büyük bir kısmı onları
'kafir'den de öte görürken, azınlıkta kalan bir kısım ise İslamiyet'in içinden
çıkan ancak sonradan 'sapkınlığa' düşen kişiler olarak tanımladı.
'Kimdi bu Aleviler?' Toplumda kabul gören
tanımlamaların dışında kimse onları ve inanışlarını tanımak istemezken, zaman
yavaş yavaş değişiyor ve tabular bir bir yıkılmaya başlıyordu. Aleviler
uğradıkları büyük haksızlıklar karşısında tepki gösteriyor ve kimliklerini artık
saklamak istemiyordu. Onlar özgürleşmeye başladıkça aralarındaki düşünce ve
inanç farklılıkları da hissedilmeye başlandı. Alevilerin büyük bir çoğunluğu
inançlarının temelinde yatan konular üzerinde uzlaşırken, küçük bir kısmı farklı
yaklaşımlar sergilemeye, Sünni inancına yakın davranışlar göstermeye başladı.
Devlet ve siyasal yaşam açısından da bu ayrılıklar 'asimilasyon' çabalarına
büyük katkı sağladı.
Artık televizyonlarda saatlerce Aleviliğin,
Hanefilik, Şafilik gibi bir mezhep mi yoksa büyük oranda İslam inancından
etkilenen bağımsız bir inanç mı olduğu tartışılıyordu. Bu tartışmalar en çok da
İslam inancını şiddetle savunan kesimlerce dile getiriliyor; kimi Aleviliğin
İslam dışı olduğunu söylerken kimi de tam tersine, temelde İslamiyetle
birleştiğini savunuyordu. Aleviler, aralarında inanç yönünden bir ayrılık
olmadığını ayrışmanın sınıfsal farklılıklardan kaynaklandığını söylerken, İslam
inancıyla örtüşmeyen noktaları ısrarla dile getiriyorlardı.
"İSLAM DIŞI"
Alevilerin bir kısmı, İslamın içinde yer alan
unsurların büyük bir kısmını reddediyor ve Aleviliği Anadolu'da uygarlık kurmuş
toplulukların kültür mozağinden oluşmuş bir felsefe ve yaşam biçimi olarak
tanımlıyor. Eşitlikçi, demokratik, laik, barış yanlısı bir toplumun, katı
kuralların hakim olduğu İslamiyetle bağdaşmasının mümkün olmadığı yönündeki
söylemler arttıkça Aleviliğin İslamiyetin içinde yer aldığını savunanlar bu
görüşlerini ispatlama yarışına girdi. Çoğunluğunu Sünnilerin oluşturduğu bu
kişiler, Alevileri kimlik arayışında olan ve birazcık hoşgörüyle pek çok noktada
buluşulabilecek bir grup olarak niteledi. Oysa Aleviliği İslam dışı olarak
görenler, Alevilerin İslam inancıyla hiçbir şekilde bağdaşmayan bakış açıları,
söylemleri, yaşam biçimleri olduğu konusunda pek çok örnek sıralıyordu:
İslamiyet'in Tanrı'ya bakışı mutlak ve
tartışılmaz, eleştirilmez bir biçimdeyken, Aleviler Tanrı'yı insan ve doğa ile
birleştiriyor. Anadolu Ozanı Edip Harabi bir şiirinde; "Daha Allah ile cihan
yoğiken/ Biz anı varedip ilan eyledik/ Hak'ka hiçbir layık mekan yoğiken/
Hanemize aldık mihman eyledik. Kendisinin henüz ismi yoğidi/ İsmi şöyle dursun
cismi yoğidi/ Hiçbir kıyafeti yoğidi/ Şekil verip tıpkı insan eyledik" diyor.
Aleviler kadın ve erkek arasında eşitlik açısından bir ayrım yapmaz ve
ibadetlerini de İslam inancının tersine yine yan yana gerçekleştirirler. Sanat
onlar için olmazsa olmazlar arasındadır. İçki içmek yasaklı bir eylem değildir.
Oruç, hac gibi İslam'ın şartları Aleviler için zorunluluk değildir.
"İSLAM İÇİ"
Aleviliği "İslam dışı" gören yaklaşımın tersine
büyük bir kesim de "içinde" olarak görüyor ve Anadolu Aleviliğinin, Anadolu
halkının Müslümanlığı algılayış tarzı olduğunu ifade ediyor. Onlara göre Anadolu
halkı Müslümanlığı İslam'da Emevi ve Abbasi dönemi yaşandıktan sonra tanımıştır
ve Alevilik; İslamiyet'in Anadolu'ca konuşmasıdır. Anadolu halkı Müslümanlığı
kabul ederken kendi kültürlerinden bir dizi olumlu değer ile birlikte kendisini
İslam'daki Hz. Ali ve Ehlibeyt'inin açtığı eşitlikçi, özgürlükçü, bölüşümcü
sancağı altında görmüştür.
Aleviliği İslamın içinde görenler, Aleviliği
Sünni inanış içine çekmek isteyen kişileri de, Alevilik İslam dışıdır diyenleri
de şiddetle eleştiriyor. Bu görüşe göre, Aleviliğin "İslamın içine çekilmesi"
diye bir söz ancak ciddiyetsiz bir iddia olur, çünkü Anadolu Aleviliği İslamın
heterodoks yanını oluşturur, yani zaten İslamın içindedir. Bu kitleler müslüman
olurken eski inanç ve kültürlerini de koruyarak heterodoks bir halk İslamını
benimsemişlerdir. Hz. Ali, Oniki İmamlar, Allah Muhammed Ali gibi Anadolu
Alevilerinin inanç esaslarının temel kavramlarının tümü İslamla ilintili
kavramlardır. Kaldı ki Anadolu Alevileri de kendilerini İslamın içinde
görmektedirler. Tüm bu gerçekleri görmezden gelerek Alevilik İslamın dışındadır
iddiasında bulunmak bilimle bağdaşmayan ciddiyetsiz bir iddiadır.
OLASI TEPKİLER
Yüzlerce yıldır kimseyi pek ilgilendirmeyen
"Aleviliğin İslam'ın içinde mi dışında mı" olduğu sorusu bugün daha sık sorulur
olmaya başladı. Bir Alevi, "Müslümanım. Benim inancım İslam içinde" diyorsa, o
zaman diğer Müslümanlar gibi olması gerekiyor. Yani Sünni Müslümanlar, İslam'ı
nasıl algılayıp yorumluyor ve uyguluyorsa; Alevilerden de aynı şey bekleniyor ve
hatta Sünni İslam'ı onlarca kuşaktır Sünni olanlardan daha özenli ve sofuca
sahiplenmeleri isteniyor.
Ayrıca Alevilerin, "Biz Müslümanız" demesi
karşı tarafın tarihsel önyargılarını gidermediği gibi, Müslüman olarak kabul
görmelerine de imkan tanımıyor. Kimse Aleviyi olduğu gibi bağrına basmaya
yanaşmıyor. Diğer yandan, "Alevilik İslam'ın dışında ayrı bir inançtır" deseler,
o zaman da bir başka sorun karşılarına çıkıyor; "Kendileri itiraf ettiler
Müslüman olmadıklarını" sözleri ortalığı kaplıyor.
Sonuçta Alevilik ve Bektaşiliğin İslam'ın neresinde durduğu tartışmalarının
belki 'şimdilik' kaydıyla anlamsızlığı her iki durumda da tüm çıplaklığıyla
ortaya çıkarken, Aleviler, "Siz İslam'ın neresindesiniz?" sorusu karşısında bir
ikileme, yer yer de bir kısır döngü içine sokuluyor. Bu durum belki de hem Alevi
hem de Sünni kanadın, Aleviliğin İslam'ın neresinde durduğu sorusuna verilecek
cevabın sonuçlarına katlanmaya hazır olmamalarından kaynaklanıyor.
|