Güncel ve Tarafsız Haber

Necdet Saraç

Aleviler kendilerini tarif etmek zorunda mı?

 

Alevileri küçümseyi, “siz de kim oluyorsunuz”u içeren ve asıl itibariyle inkar eksenine oturan ve artık ezberlediğimiz klasik reddiyeci yaklaşımları anlamak mümkün. AB raporundan hemen sonra, hem de inanç özgürlüğü vurgusuna rağmen, Başbakan Erdoğan bir kez daha Alevi inancını yok sayarak Alevilerin inanç merkezi cemevleri’ni yalnızca ‘’kültür merkezi’’ olarak nitelendirmesini de anlamak mümkün. Dün kendisini Şeyhülislamların fetvalarıyla ifade eden bu anlayış, bugün de böyle ifade ediyor. Çünkü, bütün yaldızlı laflara rağmen, kabul etmeme, inkar, farklı kültürlere tahammül edememe ve kendine benzetme çabası bugün de sürüyor...

 

Siyasal İslamla hesaplaşma cesareti gösterme, islami terörle ilgili sürekli es geç, sonra da ‘’en zayıf halka’’ Alevilere akıl ver. Karacahmet Dergahı’nı yıkmayı bugün de savun, ama, ‘’eğer Alevilik Ali’yi sevmekse, ben bunlardan daha Aleviyim’’ de. Ne keyif! Hadi, Alevileri bu kadar seviyorsanız ve biraz cesaretiniz varsa gösterin bakalım: Ramazan geliyor, “Ramazan’da İç Anadolu’da, örneğin Sivas’ta bütün lokantalar niçin kapanıyor” diye sorun? Yoksa orada da “nüfusun yüzde 99’u müslüman edebiyatı” mi geçerli?

 

Resmen yok sayıldığı için resmi nüfusu bilinmese de, malum çevrelerde bolca övülen, adı duyulduğunda ülkemizde akan suların durduğu AB raporuna göre Alevilerin nüfusunun 12-20 milyon arası olduğu söyleniyor ve yine bilindiği kadarıyla bu nüfusun ezici bir bölümü Ramazan’da oruçta tutmuyor! Yoksa yanılıyor muyum?

 

Yanılmadığım kesin! Anadolu Alevisi Ramazan’da oruç tutmaz. Ve umarım bu kez de aynı film tekrarlanmaz. Aleviler oruç tutmuyor diye aşağılanmaz, Van’da olduğu gibi Alevi çocukları camdan dışarı atılmaz. ‘’Çoğunluk’’, kendisi dışında, 20 milyona yakın bir ‘’inanç azınlığı’’ olduğunu görür...

 

İnançsal azınlık...

 

Tartışmalarda anlaşılamayan konu şu: Alevi inancını ve kimliğinin rahatça ifade edilmesi konusunda bugüne kadar kılını kıpırtmayanlara, bu inancı reddedenlere, küçümseme, akıl verme ve “Aleviliğin tarifinde bile anlaşamıyorsunuz” deme şansını veren Alevilerde. Alevilerin duruşunda!  Nitekim, yüzyılların getirdiği korku, sinmişlik, kendini ifade etme zorluğu, Alevilerin önemli bir bölümünün genlerine kadar sirayet etmiş. Korku, genlere de sirayet edince “kem-küm” ve “takiye”de diz boyu oluyor... Bu nedenle son tartışmaya paralel olarak, korkak Alevilerin önemli bir bölümü, “vallahi billahi biz böyle düşünmüyoruz” diye ortalarda..

 

Alevilerin veya daha doğru bir ifadeyle mevcut Alevi örgütlenmelerinin yaklaşımlarında, önemli farklı yaklaşımlar olsa da, temel taleplerde birlik var. Görülmeyen bu. Bu görülemeyince, tarihe ve düne yönelik gereksiz ve sonuç alma şansı olmayan bir kör döğüşü yaşanıyor.  İster ‘’Alevi İslamı’’, ister ‘’İslamdan etkilenen ancak kendine özgü bir inanç’’, ister ‘’Alevilik İslam dışı’’ diye nitelendirilsin hem talepler, hem de Alevi inancının temel öğeleri üstüste oturuyor: Alevi inancının yasal olarak tanınması, yüzyıllardır yapılan iftiraların son bulması, laiklik espirisi içinde zorunlu din derslerinin kaldırılması, Alevilerden de toplanan vergilerin Sünni Diyanet’e akmaması gibi...

 

Genel taleplerin yanısıra, Alevi öğretisindeki ortaklığa rağmen, Aleviliğin zorlanarak yeniden tarif edilmeye çalışılması, yüzyıllara yayılan Alevi inancının, bir mezhep, islamın bir alt grubu ve neredeyse bir tarikat gibi gösterilme çabasını da besliyor..

 

Alevilik bir inanç olarak nitelendirilmediği taktirde, kazanılabilecek bütün yasal haklar hayal olur. Asıl tehlike de buradadır. AB ülkeleri hiç bir tarikatı ‘’inançsal azınlık’’ olarak nitelendirmiyor, tersine tarikatlara tavır alıyor. Alevilerin, AB raporunda ‘’dini bir azınlık’’ olarak nitelendirilmesindeki asıl nedende bu anlamıyla ‘’Aleviliğin ayrı bir inanç’’ olmasıdır! Başbakan Erdoğan’ın ve Diyanet’in Alevi inancına ısrarla kültür demesindeki bir nedeni de burada aramak gerekmiyor mu? Acaba başlatılan tartışmalar bunun önünü kesme manevrası olabilir mi? Düşünmekte yarar var...

 

Bu anlamıyla Alevilerin, ortada yasal statünün kazanılması için somut talepler ve gelişmeler varken, hem yeni tarif sevdalarından, hem de takiyeden vazgeçmeleri ‘’hayırlı’’ olacaktır. ‘’Alevilik islamın özü’’dür veya ‘’Alevilik İslamdan etkilenmiştir, ancak onun dışındadır’’ dersek, hangi belirleme bizi bir adım öne çıkaracak, Aleviliğin yasal bir kimlik kazanmasını sağlayacaktır? Bunun başka bir cevabı var mı? Kaldı ki, ismimizi bildiğimiz gibi söylemek varken, isim değişikliğine ihtiyaçta nereden kaynaklanıyor?

 

Dünü tartışmak ve zorlamalı tarifler yapmak yerine, günümüz Alevi inacıyla, Sünni inancının farkını ortaya koymak ve ısrarla, bütün yok saymalara rağmen,  inanç özgürlüğü temelinde, çok kültürlü, çok inançlı bir toplumda barış içinde eşit ve özgür koşullarda birarada yaşama talebini öne çıkarmak, en akılcı olanı değil mi? Alevi inancı’nı, yok saymaktan veya bir başka inanca benzetme çabasından vazgeçip, hem yasal, hem de kamu vicdanında kabullenerek çözmek varken, AB dayatması ile çözümünü beklemek, hepimizin canını acıtmaz mı? Malum ya, AB’de bunu istiyor! Tercih ‘’devlet büyüklerimizin’’!

 

Birgün Gazetesi • 9 Ekim 2004 • www.birgun.net    • necdet sarac e-mail: n.sarac@web.de

 

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com