|
Alevilere ve Alevi
Kuruluşlarına acil çağrıdır:
Yurtiçinde ve
Yurtdışında Bulunan, Konfederasyon, Federasyon, Dernek ve Vakıfların Genel
Başkanlarına, Dernek ve Vakıf Başkanlarına; Şube Başkanlarına, “Demokratım, İnsan Haklarından
Yanayım” Diyen ve Alevi Olan Olmayan Medya Çalışanlarına,
Gazetelerin Köşe
Yazarlarına, TV’lerin Program Yapımcılarına,
Entelektüel ve
Akademisyenlere...
Değerli
arkadaşlar,
Ülkemiz hızlı
bir değişim geçirmekte, yeni bir anlayış yönetim erkine ve bürokrasiye bütünüyle
hakim olmak için var gücüyle çalışmaktadır. Üstelik bu anlayış özünde Siyasal İslam’ı savunan bir akım
olmasına karşın, takiye yaparak gerçek yüzünü saklamakta, “yenilikçi ve
reformist” olduğu iddiasıyla “AB üyeliği için çalıştığını” ileri sürmektedir.
Oysa AKP iktidarının AB üyeliği konusundaki “çabası” içtenlikten uzak ve tamamen
“siyaset oyunu” niteliğindedir.
Bu iktidara
hükmedenler, AB kriterleri ve yaşam standartları içinde dinci, mezhepçi ve ırkçı
siyaset anlayışına katiyen tolerans gösterilmediğini, “Birleşik Avrupa Devleti” içinde din
ve inancı maniple edemeyeceklerini gayet iyi bilmektedirler. Fransa Hükümetinin
başını çektiği ve diğer AB ülkelerinin de onayladığı “okullarda ve diğer kamusal
alanlarda, türban ve diğer dini simgelere hayır” tavrı, herkesin bildiği ve
özellikle de AKP iktidarına güç veren tarikatların ders çıkardığı bir tutumdur.
Bu yüzden kendilerine “Liberal Muhafazakar Parti” maskesi takarak, “Sünni
Devlet” gerçeğini, dinciliğin devlet tarafından beslendiğini ve özendirildiğini,
zorla mezhep dersi verildiğini, Alevi-Sünni eşitsizliğini, zulmü ve hukuk
dışılığı bugüne değin AB yetkililerinin gözlerinden kaçıra bilmişlerdir. Bu
rezalet gerçekten gözden mi kaçmıştır?
HAYIR!!!
Bildiğimiz bir senaryo üzerinde karşılıklı “rol” yapmaktadırlar.
Türkiye’de
yaşanan tüm olumluluk ve olumsuzluklara bire bir müdahil olan, saptamalarını
rapor halinde Türk yetkililere ileterek çözüm isteyen AB yetkilileri, Alevilik
üzerindeki baskı, zulüm, asimilasyon gerçeği ve hak ihlalleri karşısında KÖR, SAĞIR VE DİLSİZİ OYNAMIŞLARDIR.
AB yetkililerinin takındığı bu tutuma gösterdiğimiz tepkiler cılız, dağınık,
spontane ve yetersiz kalmıştır. Siyaset kurumu, sivil toplum örgütleri,
akademisyenler ve entelektüel çevreler harekete geçirilememiş; ciddi ve
sürekliliği olan bir kamuoyu baskısı yaratılamamıştır.
Kurumlarımızın, Alevilik üzerindeki
baskı, asimilasyon ve zulmün kalkması konusundaki uğraşlarını, çok dışarıda durarak ve dudak bükerek
izleyen, aslında kompleks içinde olan ve özellikle Aleviliğinin deşifre
olmasından korkan Alevi kökenli aydın, entelektüel ve akademisyenlerimiz, tarihi
sorumluluk altında olduklarının farkında bile değildirler. Bu, sorunların
anlatılamamasının çok önemli bir nedenidir.
“Entelektüel sermayesi” olmayan
farklılıkların-kesimlerin sorunlarını anlatması ve sonuç alması neredeyse
olanaksızdır. Oysa “korkunun ecele faydası olmuyor.” Aleviliğimizi saklayarak
devlet bürokrasisinde yükselmek mümkün olsaydı, 20 milyon Alevi yurttaş içinde
hiç olmazsa birkaç tane müsteşar, vali, emniyet müdürü veya genel müdürün olması
gerekirdi. Kimliğimizin yasal ve meşru olarak kabul edilmemesi; daha da ötesi
toplumsal anlamda hazmedilmemesi durumunda, istisnalar dışında Alevilerin devlet
bürokrasisinden ve toplumsal yaşamdan dışlanmaları daha da ivme kazanacaktır.
Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmamalıdır ve bu anlamda sayısız örneklerle dolu
olan tarih, iddialarımızın en şaşmaz tanığı durumundadır.
Değerli
arkadaşlar,
AB süreci nedeni
ve baskısıyla temel yasalarımızın büyük bölümü değiştirilmiş, kendilerini
farklılıklarıyla birlikte ifade etmek, o farklılıklarını korumak ve yaşamak
isteyen yurttaşlarımız ve sivil toplum kuruluşlarımız, reform niteliğinde olan
bir çok konuda yasal ve meşru haklarına kavuşa bilmişlerdir. Yazıktır ki bu
sürecin tek istisnası, Türkiye İlerleme Raporlarında yer verilmeyen Alevi sorunu
olmuştur. Oysa ülkemizin en derin ve temel sorunlarından biri, gerçekten de
Alevilerin sorunudur. En büyük haksızlık, öteden beri Alevilere yapılmaktadır...
Halihazır
kriterler çerçevesinde Türkiye’nin, AB yetkilileriyle “üyelik görüşmelerine başlaması
demek, Türkiye’nin hiç değilse temel sorunlar bağlamında, Kopenhag Kriterlerini
yerine getirdiği” şeklinde okunmalıdır. Görüşmelere esas olan dosya içinde
Aleviliğin sorunları dosya kapsamı dışında bırakılmış, bir bakıma sorun
sayılmamıştır. Bu yüzden, görüşmelerin başlamasından sonra “Alevilerin
demokratik hakları da verilmelidir” dememizin hiçbir mantığı, geçerliliği ve
anlamı olmayacak ve bizlere; “bunca yıl neredeydiniz; sorunlarınıza neden sahip
çıkmadınız; mücadele etmediniz ve bu kurullara neden getirmediniz?” soruları
sorulacaktır.
Bundan sonraki
AB-Türkiye ortaklık hazırlıklarının takvimi şöyledir.
* AB’nin “Türkiye ilerleme raporu” 6 Ekim
2004’de açıklanacaktır. ** Aynı tarihte Başbakan Sn. R. Tayyip ERDOĞAN Avrupa
Konseyinde, Konsey Üyeleri huzurunda konuşacak ve Üyelerin sorularını
yanıtlayacaktır. *** AB yetkililerinin hazırladığı Türkiye İlerleme Raporunun,
ortaklık müzakeresi konusunda olumlu görüş bildirmesi durumunda ise 2004 aralık
ayında, AB, Türkiye ortaklık görüşmeleri başlamış olacaktır. Bu sürecin, yani
Alevliğin sorunlarına vurgu yapmayan, düzeltilmesi önermeyen AB NİHAİ RAPORUNUN
Türkiye Alevi-Bektaşileri açısından tarihsel sonucu ise, Osmanlı ve Cumhuriyet
dönemlerinde yok sayılan ve tanınmayan Aleviliğin, AB çatısı altında da yok
sayılmaya devam edileceği gerçeğidir.
Türkiye ve
Avrupa’da bulunan kurumlarımız tarafından, bugüne değin çeşitli girişimlerin
yapıldığını ve çaba verildiğini bilmekle birlikte, bu çabaların etkili olmadığı
bir gerçektir. Avrupa Konseyi ve Avrupa Parlamentosunda konuşma yapan Türk ve AB
yetkililerine, konuyla ilgili soru sorulmasını temin etmek ve tartışılmasını
sağlamak gerekmektedir. A. Parlamentosu Üyesi ve Konsey Üyesi milletvekilleriyle
ve konumuza duyarlı gazetecilerle görüşmeler yapılarak yardım ve ilgileri temin
edilmelidir. Devletimizi yönetenlerin bu soruna diyalog yöntemiyle çözüm
istemediği net olarak ortaya çıkmıştır. Bu yüzden demokratik ve yasal hakkımız
olan sokak eylemleri yapılmalıdır.
Başta Alevi
kurumları olmak üzere, demokratik kitle örgütlerini göreve çağırıyoruz.
22.09.2004
Pir Sultan Abdal
2 Temmuz Kültür ve Eğitim Vakfı
Yönetim Kurulu
Adına Murtaza DEMİR |