Güncel ve Tarafsız Haber

Miyase Ilknur

Alevi köylerine cami yaptırma kampanyası

Er ol, erlerle yaşa; erenlere, iyilere karış; onlarla görüş, konuş, seviş;

ara-bul

kendine gel, kendini bil; kendinden başkalarını kendinde gör...

Eline, diline, beline, işine, eşine, aşına sahip ol.

Sıkı tut. Haksızlığa baş eğenler, korkanlar bizden değildir...

12 Eylül'ün ilk icraatı olan zorunlu din derslerini, Alevi köylerine cami yaptırma kampanyası izledi. Tunceli, Erzincan, Sivas, Tokat, Amasya, Yozgat gibi Alevi nüfusun yoğun olduğu kentlerde Alevi mahalle ve köyleri kısa sürede camilerle donatıldı. Bugün Çorum'da camisiz bir Alevi köyünü göstermek olası değil. Çoğunun cemaati olmayan bu camilere atanan imamlar yıllarca tek başına namaz kılmak zorunda bırakıldı.

Zorunlu din dersleri cuntanın ilk icraatı oldu. Zorunlu din dersleri ortaöğretimde ''sorunlu dersler'' olarak tarihe geçti.

Türkiye topraklarında yaşayan milyonlarca Alevi ve gayrimüslim yok sayılarak Sünni inancına göre hazırlanan müfredat, çocuklarına zorla dayatıldı. Duaları ezbere okuyamayan ve namaz kılmamakta direnen Alevi çocuklar sınıfta bırakıldı. Zorunlu din derslerini bugün de kaldırmaya kimsenin gücü yetmiyor. İslamcılardan oy alamayan ve doğal müttefiki Aleviler olan sol partiler bile bu konuda tek bir söz söylemiyor. Zorlama bununla kalmadı. Alevi köylerine cami yaptırma kampanyası başlatıldı. Tunceli, Erzincan, Çorum, Sivas, Tokat, Amasya, Yozgat gibi Alevi nüfusun yoğun olduğu bölgeler dışında Orta Anadolu ve Trakya'da Sünni köylerin arasında bir ada gibi kalan tek tük Alevi köyleri de bundan nasibini aldı.

Çorum'da nüfusun üçte ikisini oluşturan Alevilerin mahalle ve köyleri kısa sürede camilerle donatıldı. Bugün Çorum'da camisiz bir Alevi köyünü göstermek olası değil. Cami yaptırma konusunda verilen görevi en titiz şekilde uygulayan bürokrat ise dönemin Tunceli Valisi Kenan Güven oldu. Gençlerinin büyük bir kısmı hapiste olan Tunceli'de tehdit ve kaba kuvvet kullanmaktan da çekinmeyen Kenan Güven karşısında yaşlıların direnmesi fayda etmedi.

Darbeden önce merkezde, Tunceli merkezinde 1 olan cami sayısı Güven sayesinde 5'e yükselirken hiç camisi bulunmayan Alevi köylerinde ise kısa süre içinde 124 cami yaptırıldı. Cemaati olmayan bu camilere atanan imamlar, yıllarca tek başına namaz kılmak zorunda kaldı.

Güvenlik güçlerinin zorlamasıyla bile camiye kimsenin gitmediği görülünce imamlar geri çekildi ve camiler kapatıldı.

Bugün Anadolu'nun birçok bölgesinde harabeye dönmüş binlerce cami enkazı bulunuyor.

Bundan üç yıl önce bir Tunceli gezimizde yol üstünde bulunan Mazgirt'in bir köyünde metruk bir binanın ne olarak kullanıldığını sorduğumuzda yaşlı bir köylü öyküsünü anlattı:

''Evlat, orası 12 Eylül'den sonra cami olarak yapıldı. Aklıevvel bir valimiz vardı ya işte onun eseri. Önceleri asker ve polis zoruyla az sayıda gidip gelen olduysa da sonradan onlar da vazgeçti. İmam da baktı ki gelen giden yok, çekip gitti. Cami de öyle boş duruyor. Biz camiyi nedelim, biz evlerde cem yaparız.''

Bu öyküyü dinleyince aklımıza Tunceli tarihinden fıkra gibi ilginç bir olay geliyor. Köylülerin de çok iyi bildiği bu olay, 12 Eylül paşaları ile Vali Kenan Güven'e anlatılsaydı, belki bu kadar ısrarcı olmazlardı.

Efendim, ünlü Dersim harekâtı sırasında yakalanan Dersimlileri, jandarma boş bulduğu okul, kışla ve camilere doldurur.

Sünni nüfusun da yaşadığı Pertek'te bir cami de, toplanan Dersimlileri ağırlamakta kullanılır. İri kıyım bir Dersimli genci, asker, elinde silahla camiye sokmaya çalışır.

Ancak genç direnir.

Bir-iki dipçikten sonra, direnen genç iki elini kapıya dayayarak bağırır:

''Ya İmam Hüseyin ! Halimi görüyorsun; ben girmek istemiyorum, ama beni zorla sokuyorlar; sen şahidim ol.''

Tuncelili bir dostumuzun zorla yaptırılan camilerle ilgili anlattığı olay da cami yapma olayının ters teptiğini kanıtlıyor.

Tunceli'nin yine Pertek ilçesine bağlı bir Alevi köyüne zorla cami yaptırılır.

Almanya'da çalışan gurbetçi dostumuz iznini kullanmak üzere köyüne döner. Karanlıkta köye girdiği için camiyi göremez. Sabaha karşı ezan sesiyle uyanır. Önce düş sanır. Ama odadaki her ayrıntıyı seçebildiğine göre, bu ses de düş değildir. Sabah annesine sorar: ''Yav ana, ben sabaha karşı ezan sesi duydum. Önce rüya görüyorum sandım. Ama kalkıp su içtim ve ezan sesi hâlâ sürüyordu. Bu ne iş Allah aşkına!''

''- Oğul, bilmez misin vali bütün Alevi köylerine cami yaptırdı. Bizim köye de bir minare kondurdular. Kimse gitmez, ama imam bir başına ezan okuyup namaz kılar.''

Öğlene doğru anasıyla evden çıkan dostumuz, kahvenin önünden geçerken yaşlılarla hal hatır etmeye başlar.

Tunceli'nin yaşlıları her zamanki gibi bir kısmı domino, bir kısmı da o yörenin neredeyse milli oyunu haline gelen ''hoşkin'' oynamaktadırlar.

Tam bu sırada köyün imamı hızlı hızlı camiye doğru giderken yaşlılardan biri seslenir:

''İmam efendi hele tez gel, gel, dördüncü adam eksik. Gel de bir el hoşkin oynayak.''

Efendiden bir genç olan imam, ''Kusura bakma amca; hem ben oyun bilmem hem de ezan okumak zorundayım, başka birini bulun'' der kibarca.

Muzip Dersimli cevabı yapıştırır: ''Teeey imam oğluma bak, sanki cemaat caminin kapısında kuyruğa mı girmiş. Boş ver, soran olursa biz, okudu deriz. Gel otur, keyfine bak.''

Cumhuriyet, 25.07.1998

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com