Mine G. Kırıkkanat
Alevi diye...
Cellatlarının önünde diz çökmüş genç
adamın başına kurşun sıkılarak öldürülmeden birkaç saniye önceki yürek
paralayıcı görüntüsünü izlerken bir kuşku oluşuyor kafamda. Katillerin ne
yüzleri görünüyor ne de gövdeleri. Yine de o vicdan karası giysilerin,
kafalarını sardıkları bulaşık bezinin ardındaki pis sakallı, itici
çirkinliklerini seziyorum. Sakalsız, bıyıksız, güzel yüzlü Murat Yüce,
cellatlarına hiç benzemiyor, onlarla aynı 'türden' olmadığı o kadar belli ki...
İçime düşen kuşku, genç adamın katliyle
yıkılan ailesinin, Ankara'daki mahalle komşularının görüntüsü ekrana
yansıdığında, doğrulanmayı bekleyen bir kesinliğe dönüşüyor.
Dünya güzeli üç çocuktan ikiz olanların
adları Cem ve Can. Ne gözü yaşlı eşinin, ne de diğer akraba ve komşu kadınların
başı bağlı. Erkek kardeşleri de Murat Yüce'ye benziyor. Yüzü aydınlık, düzgün
konuşan insanlar. Eve girip çıkan komşular arasında tek bir çember sakallı,
tepesi takkeli erkek, tesettürlü kadın yok...
İçimde sessiz bir çığlık uzuyor: Bu insanlar
Alevi!
Tevhidi de, cihadı da batası şeriat
cellatları, Murat Yüce'yi her şeyden önce, Alevi olduğu için öldürdüler!
Ankara'daki gazeteci dostlarım sayesinde,
birkaç dakika sonra Yüce ailesine ulaşıyorum telefonla. Karşımdaki ağlıyor, ben
ağlıyorum ve dilimi yakan soruyu soruyorum sonunda: 'Siz Alevi misiniz?' Aramıza
düşen sessizlik, yüzlerce yıllık bir katliam tarihinin ve bitmeyen bir tacizin
toplumsal belleğini taşıyor. O sessizliğin bitiminde, bir isyan tınısıyla
dikleşiyor sesin omurgası: 'Evet, Aleviyiz!'
"Murat'ı Alevi olduğu için öldürdüklerini
düşünüyorum," diyorum. Muhatabım, "Bilmiyoruz, bilmiyoruz..." diye hıçkırıyor.
Söylenecek başka söz yok. Öylesine belli ki ailesinin de Murat'ın Alevi olduğu
için böylesine kolayca, böylesine 'bedava' öldürüldüğü kuşkusunu taşıdığı.
Benim için sezgisel bir kesinlik olan bu
kuşkudan öteye, bölük pörçük bilgi kırıntıları puzzle parçaları gibi yerlerini
buluyor kafamda.
Örneğin Murat Yüce'yi, çalıştığı şirketten
hayatı karşılığında hiçbir talepte bulunmadan, kaçırıldığını, rehin tutulduğunu
bile bildirmeye gerek duymadan öldürdüler.
Fark ettiniz mi? Katledildiğinde,
sakalı bile uzamamıştı henüz, rehinlikte günler geçirmediği belliydi.
Canavarlardan biri genç adamın başına kurşun sıkmadan önce artık duymaktan bile
iğrendiğim Arapça açıklamada, '...bu kâfir Murat Yüce de dahil,' tanımını
kullanıyor. Murat niye
kâfir olsun ki? Çünkü cellatları El Kaide'nin adamları, Sünni Vahabi barbarlar.
Oysa Murat, onların kanlı işbirliği yapabilecekleri fanatik bir Şii bile değil,
İslamiyet'in en açık, en aydınlık, en çağdaş ve kadın-erkek eşitliğinde yüz akı
mezhebin temsilcisi, bir Alevi.
Ve Radikal'in dün altını
çizdiği sav, artık kanıtlandı. Genç adamın cellatları, aynı zamanda ve ne yazık
ki Türkiye'de yıllardır fanatik üreten İslami beyin yıkama fabrika ve
fabrikatörlerinin has mamulatı, Araplaşan, Vahabilik yolunda vahşileşen Sünni
Türkler. Alevi kırmak, onların toplumsal (ya da sürü) belleğine kazılı.
Kahramanmaraş ve Sivas katliamları hangi seküler kinin, dini bir kan davasının
sonuçlarıydı sanıyorsunuz?
İlk Türk rehineler,
'infaz'larından önce şahadet getirip namaz kılmak istedikleri için
öldürülmemişler, serbest bırakılmışlardı.
Kurbanlar, cellatlarla aynı
mezhepten ve dini bütün oldukları için kurtulmuşlardı, anımsayın!
Umarım diğer rehineler kurtulur, gerçekten.
Ama Kürt asıllı Türklerin de 'kurtarılamayacak' olmalarından korkuyorum. El
Kaide'nin cinayet çeteleri, ABD ve İsrail ile yakın işbirliği içindeki Kuzey
Irak Kürtlerine biledikleri dişi, ekmek parası uğruna ellerine düşen Türkiyeli
Kürtlere de geçirebilirler.