|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
Murat Aksoy AKP ile yeniden siyaset ve laiklik 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla TBMM Başkanı Bülent Arınç tarafından verilecek resepsiyon bir anda devletin tepesinde kriz olarak gündeme taşındı. Protokole ev sahipliği yapacak olan Bülent Arınç’ın türbanlı eşinin resepsiyonda yer alma olasılığı doğan krizin sebebi. CHP Başkanı Deniz Baykal yaptığı açıklama ile kendisi ve eşinin bu resepsiyona katılmayacağını açıklaması, Cumhurbaşkanı’nın günlük programında bu resepsiyonun yer almaması krizin derinliğinin işareti olarak okundu. Bu tablo, kuvvet komutanlarının protokole katılmama eğilimlerinin ortaya çıkışıyla (?) tamamlandı. Bütün bu tabloyu okumak için kullanabileceğimiz en açık kavram; “siyasete dönüş” olacaktır. 3 Kasım 2003’de yapılan seçim ile yenilenen TBMM, şimdiye kadar “merkez”in çizdiği kültürel kimliğin dışında ve büyük ölçüde bu merkezin dışında kalanları yani “çevreyi” temsil eden AKP ile bu merkezin esas “merkezini” temsil eden CHP’den oluşmuştur. Bu haliyle TBMM’in ideolojik eksenli tartışmaların yoğun yaşanacağı mekan olarak tahmin etmek ve bu tartışmaların ana ekseninin ise AKP’nin temsil ettiği kültürel kimlikten hareketle “laiklik” olacağını tahmin etmek güç değildir. Seçimlerin hemen ardından TBMM Başkanı’nın Cumhurbaşkanı’nı yurt dışına uğurlamaya eşiyle birlikte katılması bir andan protokol krizi yaratmış ve tartışma laiklik ekseninde “hava alanının” kamusal alan olup olmadığının tespitiyle aşılmaya çalışılmıştı. 11-12 Aralık’ta yapılacak Kopenhag Zirvesi ardından Irak savaşı bu tartışmaları sürekli erteledi. Ancak özellikle dış politikada gündemin hafiflemesi kaçınılmaz olarak iç siyasetin ısınması bu ise büyük siyasi meselelerin AKP üzerinden bir bir gündeme gelmesi anlamını taşıyor. Resepsiyon krizi olarak gündeme gelen bu krizi bu şekilde okumak mümkün. Irak savaşının da sona ermesi ile bugüne kadar ertelenmiş olan tartışmalar bir bir gündeme gelecek ve Türkiye bütün toplumsal kesimleriyle bu tartışmlara katılma zorunluluğu hissedecektir. . Nitekim bir haftadır başta Milli Görüş başta olmak üzere, bürokraside kadrolaşma, RTÜK yasasından çıkarılmak istenen “laiklik” vurgusu, yerel yönetimlerin yeniden yapılanması benzeri tartışmalar esas olarak konuların kendisinden ziyade kim tarafından siyasallaştırıldığı noktasında gündeme gelmektedir. Ve bu tartışmaların esas vurgusu bundan önce olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyetinin “laik” niteliği üzerine olmaktadır. Bu tartışmalardan kaçış artık her iki kesim için de mümkün değildir ve bu temel sorunla iki tarafta yüzleşmek zorundadır. Laik kesim içinde bulunan “laikçi”lerin bu konudaki pozisyonu yıllardan bu yana belli. Aynı şekilde İslami kesim içinde de benzer şekilde uçta olan pozisyonlar var. Bu iki pozisyon her ne kadar simetrik görünse de, temel de her iki poziyon zihni varsayımlara olarak aynı noktada buluşmaktadırlar. Bu yüzden asıl sorumluluk; hem laik kesim içinde hem de İslami kesim içinde basiret gösterecek insanlara düşüyor. Laik kesim içinde olan ve büyük ölçüde “demokratlık” ekseninde buluşanların İslami talep ve duyarlılıklar karşısında pozisyonu belli. Bugün gelinen noktada İslami kesim içinde bulunan basiret sahibi insanlara daha fazla sorumluluk düşmektedir. Çünkü savundukları pozisyonun siyasallaşması için ellerinde önemli bir fırsat bulunmaktadır. Tek başına hükümet olan AKP, bu ortamı yaratmak için önemli bir fırsattır. AKP’nin bugüne kadar göstermiş olduğu performans henüz böyle bir ortamı yaratmaktan uzak. Başta Bülent Arınç’ın kişiliğinde sembolize olan türban tartışmasında atılan geri adımlar; bu tartışmada her iki kesiminde mevzi kaybına neden olmuştur. Eğer bu tartışmanın her iki kesim içinde anlamaya ve yeniden kurmaya yönelik olarak yapılması ve sürdürülmesi arzu ediliyorsa; isteyerek ya da istemeyerek bu tartışmaya vesile olanların daha basiretli davranması; söz ve davranışlarının arkasında durarak, sağlıklı bir tartışma için ilk adımı atmalıdırlar. Çünkü laiklik tartışması, Türkiye’nin demokratikleşmesi önündeki en büyük tabulardan biridir. Ve bu tartışma ondan kaçarak değil, üzerine giderek aşılacaktır. Bu ise siyasi bir tercihi ima etmekte ve ilk olarak herkesin kendi pozisyonuna bakmasını zorunlu kılmaktadır. Aleviyol, 25.4.2003 Yorum |
| Ana Sayfaya |
| |Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |