|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
Molla Demirel Aklımız nerede mi? “Aklın neredeydi” sorusunu her insan yaşamında en az bir kaç kez kendisine ve bir yakınına sorar. Bir çoçuk okulda defterini, kalemini, ders kitabını unutsa velisi evde ‘Aklın neredeydi’ diye azarlar. Çocuk yaptığı ev ödevini çalışma masasında unutmuşsa, öğretmen önce “Aklın neredeydi be çocuk” der. O öğrenciyi iyice haşlar ve belki de geleceğini kötü etkileyecek bir not verir. Ergenlerin işleri iyi gitmediği zaman kendilerine veya yakınlarına aynı soruyu sorarlar: “Aklın neredeydi, gidip o işe bulaştın?” Bununla da kalmazlar, “Aklın yok muydu gidip o adamla ortaklık ettin?” Hele iş erbabları birbirine sık sık sorar: “Bugüne kadar neredeydi aklın, neden önceden bunları düşünmedin?” Halkımız arasında “Neredeydi aklın?” deyimini içeren ve benzeri yüzlerce cümle var. Bütün bunları bu bir kaç haftadır gazetelerde, dergilerde ve internet sayfalarında tartışılan şu sözler için söylüyorum: “Malazgirt ilçesi'nde kimi köylüler elektirik direğinin cıvatalarını söküp almışlar, direk yıkılmış. Şimdi karanlıkta oturuyorlar. TEDAŞ Şube Şefi ‘Bu akılsızlıkları yüzünden onlara elektrik veremiyoruz. O cıvatalar-somunlar bir milyon lira eder-etmez’ diyor.” Önce bu haberin tartışılacak nesi var diye düşündüm. Ancak TEDAŞ Şube Şefi’nin söylediklerine ve davranışına çeşitli yayın organları günlerce yer verdi. Bir çok aydının bu yöneticinin davranışını benimseyen yazı ve konuşmaları beni yazmaya zorladı. Yazanların, konuşanların çoğu yöre halkını doğrusu köylüleri küçümsüyor ve suçluyor. Kimi “bu yaptıklarıyla karanlıkta kalmayı hak ettiler” diyor. Kimi “bu milletti eğitmezsen elbet böyle şeyler olur...” derken, birçok insan da “Elektriklerinin kesilmesi çok yerinde, bari başkaları bundan ders alır” cümleleriyle tavırlarını ortaya koyuyorlar. Ancak bir Allah'ın kulu çıkıp “yahu ne diyorsunuz, köyde yaşayan insan değil mi? Sizin kadar onların aklı yok mu? Onlar bilmezler mi rüzgar, fırtına koca koca dalları kırıyor, çatıları alıp yere savuruyor, yüz yıllık ağacı kökünden söküp deviriyor? Doğanın bunca fırtınasıyla başa çıkarak yaşayan insanlar bilmezler mi bağlantısız kablo havada, direkte durur mu? Köylü insanı bağlantısız bir şeyin havada durmayacağını kentte yaşayan insanlardan az bilmez. Çünkü doğa ile iç içe olan yaşamları, onlara inanılmaz deneyim ve bilgi birikimi kazandırmıştır. Bilim adamları tarlada, yerin altında, dağda çalışan, doğayla, yani toprak, su, bitki ve hayvanlarla uğraşanların birikimlerini, deneyimlerini derliyor, üniversite laboratuvarlarında geçiriyor, ayıklıyor ve teorileştiriyor. Köylü yaşam alanında kentli kadar hatta bazı konularda kentli aydından daha birikimli olduğuna göre, bu elektrik direklerindeki cıvatalar ne oldu? Kimsenin günahını almak istemem ama burada bir bit yeniği var. Halkın deyimi ile "bir şeytanlık var bu işte..." Büyük ihtimalle o yöre halkın elektriğini kesmek ve onlara ceza vermek isteyen cingöz bir TEDAŞ veya yerel üst düzey yöneticilerinden biri bu işi organize etmiştir... Eğer böyle olmasaydı bir - iki çocuğun o yörede yaptığı bilinçsiz bir davranış olsaydı, o yörenin mülkiye yöneticileri ve TEDAŞ yöneticileri, hemen ertesi gün o cıvataları yerine monta ederlerdi. Bir - iki insanın yaptığı bir suç yüzünden tüm köy ve yöre halkı cezalandırılmazdı? Hepimiz biliyoruz ülkenin milyarlarını hortumlayan, bankaları, fabrikaları batıran, ormanı yakıp, bir gecede kesip, ertesi gün büyümüş fidanlar getirip diken iki yıl sonra da parselleyip beton binalarla kaplayanların elektriği kesilmiyor. TEDAŞ Şube Şefi hemen elektriğin kesildiğini işittiği anda onarıma koşmadığı için suç işlemiştir. Bir tek insanı bile karanlıkta bırakmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Görevi önce insanları elektriğe kavuşturmaktır. Sonra suçluların bulunması için gerekli yasal girişimleri yapması gerekir. Bunu yapmadığı için tüm insan hakları savuncularının, hukukçuların Malazgirt yöresinde yaşanan bu olayı sadece kınamak tartışmakla yetinmemeleri gerekir. Oradai TEDAŞ ve mülkiye yetkilileri hakkında dava açmaları gerekir. Bunlar sadece görevlerini kötüye kullanmakla kalmıyorlar. O yöre insanının sağlığıyla oynamış oluyorlar. Elektriği kesilen çocuk ev ödevini nasıl yapacaktır? Ailenin muıtfağında yemekleri nasıl hazırlanacaktır? Hasta insan gece nasıl ilacını, çocuk nasıl mamasını alacaktır? Bugün bir aileyi, bir köyü, bir yöreyi karanlıkta bırakanlar, fırsat bulurlarsa tüm ülkeyi iyice karanlığın içine çekerler. Doğrusu ülkeyi karanlığın içine çekiyorlar, bunu bilmeden yapsalar bile bu bağışlanacak bir suç değildir. Tekrar ediyorum, insan hakları, savuncuları, demokratlar, hukukçular ne güne duruyor? Eğer Malazgirt köylülerini karanlıkta bırakanları protesto etme ve onlar hakkında dava etme cesaretleri yoksa, yarın daha büyük olaylarda hiç başlarını kaldıramazlar. Birgün sıranın kendilerine de geleceğini düşünmeleri gerekir. Özellikle bu haberleri duyan TEDAŞ sorumluları ve o yörenin mülkiye yetkilileri hakkında dava açmayan devlet savcıları ve hukukçular da görevlerini yapmamış olurlar… “Bana değmiyen yılan bin yaşasın” anlayışında olursa sivil kurumları, hukukçular, aydınlar o ülkede demokrasinin kurumları ve adalet yaşar mı? Ülkede sağlıklı bir gelişim olur mu? Sonuç olarak her insan kendisini elektriksiz bırakılan köylülerin yerine koymalı ve bu konu üzerinde düşünmeli. O zaman “TEDAŞ yöneticisinin sözlerine inananlar ve ondan yana tavır alanların aklı nerede?” sorusunu soracaklardır… Aleviyol, 27.5.2003 Yorum |
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |