ARAYIŞ
TOKTAMIŞ ATEŞ
Türkiye
Alevileri
Perşembe günkü
yazımda Türkiye'de Diyanet İşleri Başkanlığı'nın hangi
koşullar altında ve neden kurulduğunu kısaca açıklamaya
çalışmış, fakat bu kurumun günümüzde kuruluş amacının
çok gerisine düştüğünü vurgulayarak, özellikle Alevi
cemaatlerinin çok haklı şikâyetleri olduğunu belirtmiş
ve konuyu sürdüreceğimi dile getirmiştim. Bugün konuyu,
Türkiye Alevileri çerçevesinde ele alacağım.
Türkiye Aleviliği;
bölgeden bölgeye çok farklı ritüeller ortaya koymasının
yanı sıra; aynı bölge içindeki Alevi vatandaşlarımız
arasında bile,
''Dede farklılığından'' gelen, farklı
anlayışlar vardır. Gene aynı biçimde; Türkiye'de yaşayan
Alevi vatandaşlarımızın sayısı konusunda da farklı
açıklamalar vardır. Resmi Alevi dernek ve vakıfları
arasında bile bu konuda bir düşünce birliği
sağlanamamaktadır.
Tüm bunların
dışında; Türkiye Aleviliğinin niteliği konusunda da
farklı yaklaşımlar vardır. Türkiye'deki bazı bağnaz
(hatta bağnaz olmayan), Sünni Müslümanlar, Aleviliği bir
''Hakk Mezhebi''
saymaz ve hatta, İslamiyet dışı sayarken; kimi Alevi
araştırmacılar da buna yakın görüşler ileri sürmektedir.
Fakat (görebildiğim kadarıyla), Aleviler arasındaki
yaygın anlayış; Aleviliğin, İslamiyet içinde, farklı bir
mezhep olarak algılanıp değerlendirilmesidir. Ve
doğrusunu isterseniz, Hz. Ali 'nin yolunda giden ve
''Hasan - Hüseyin''
i gönlünde yaşatan Türkiye Alevilerini, İslamiyet dışı
görmek hiç mantıklı değildir.
****
Biraz da dışardan
gelen yorumlamaların etkisiyle, günümüzde tartışılmaya
başlanan bir konu; Türkiye'de Alevilerin, bir
''azınlık''
olup olmadıkları konusudur. İşin (bence) ilginç yanı,
kimi Alevi örgütlerinin de kendilerini azınlık saymaları
ve AB normları çerçevesinde,
''azınlık haklarından''
yararlanmak istemeleridir. Buna karşılık; kimi Alevi
çevreleri de azınlık olarak nitelendirilmeye ve
isimlendirilmeye çok tepki duymaktadırlar ki; bence,
haklıdırlar.
Bazı araştırmacılar;
''azınlık olmayı''
, bir bakımdan soyut anlamda almakta ve
''Kendini azınlık
olarak hissedenler, azınlıktır'' , gibisinden
bir yaklaşım içinde olmaktadırlar. Bu tanım, çok
tehlikelere gebedir. Zira her toplumda;
''dinsel'' ,
''mezhepsel''
, ''etnik''
, ''ahlaki''
binlerce ve binlerce
''farklı hissiyat''
olabilir. Bunların tümünü azınlık mı sayacağız?...
Azınlık olmak, ya
iki ve çok taraflı bir anlaşmayla belirlenir, ya da
uluslararası bir konferans sonrasında. Bunun dışındaki
''farklılıkları''
, azınlık sayamayız. Türkiye'de, azınlık statüsü ve
cemaat hakları belirlenmiş azınlıklar, Lozan maddeleri
arasında bulunmaktadır.
Bugün TC'nin hiçbir
vatandaşı, ''ikinci
sınıf'' değildir ve Türkiye'deki hiçbir etnik
ya da dinsel grup,
''asli unsur'' değildir. Herkes, mutlak eşit
ve herkes, ''asli
unsur'' dur.
****
Osmanlı, gayrimüslim
tebaaya gösterdiği hoşgörüyü ve bunlara sağladığı
özgürlüğü, Alevilere asla tanımamıştır. (Kuyucu Murat
Paşa denilen zalim, unutulmamalıdır...)
Bunun nedeni;
Osmanlıların Alevileri,
''siyasal bir tehdit''
olarak algılamalarıdır ve bunda pek de haksız
değillerdir. Ve bundan ötürü, Osmanlı döneminde
Aleviler, kendilerini resmen
''saklamışlardır''
. Fakat Atatürk ve Cumhuriyetle birlikte özgürlüklerine
kavuşmuşlardır ve bundan ötürü de laik Cumhuriyetimize
sonuna kadar sahip çıkarlar.
Osmanlı
İmparatorluğu; Alevi inançlıları, kendilerine bir tehdit
olarak görürken; Cumhuriyetimiz, Sünni siyasal İslamı
bir tehdit gibi görmüş; ya da en azından, bu potansiyeli
düşünerek, bu tehdidi engellemek için Diyanet İşleri
Başkanlığı'nı kurmuştur. Fakat Diyanet'in bugünkü
yapısı; ''tehdidi
engellemek'' ten çok bizatihi bir
''tehdit''
olmuştur.
Hele milyonlarca
Alevi vatandaşımızın vergilerinin de bu kuruma
akıtılması, içinden çıkılması çok zor bir durum ortaya
çıkartmaktadır. (Kimi Sünni çevrelerin de Diyanet'in
kapatılması konusundaki ısrarlı önerilerini, doğru
değerlendirmemiz gerekir.)
Aynı biçimde;
''Din ve Ahlak
Bilgisi'' adı altında, Alevi çocuklarına da
Sünni İslamın ezberletilmesinin hiçbir açıklaması
olamaz.
****
Anadolu Aleviliği;
geleneksel Türk dinleri, Anadolu inançları ve
İslamiyetin bir sentezidir. Kimileri, (hangi yaklaşımda
olurlarsa olsunlar), bu
''aydınlık''
inancı, İran Şiiliği ile karıştırmıyorlar mı, işte o
zaman çıldırıyorum...