Alevilik ve azınlık meselesi

Alevi örgütlerinin, dernekleri mahkemece kapatılınca yaptığı açıklamalar tartışılmalı

YÜKSEL IŞIK
Tüzüğünde ve adında "Alevi" kavramı geçtiği için Alevi Bektaşi Kuruluşları Birliği (ABKB) mahkemece kapatılınca asıl ilgi çekici açıklamalar, Alevi örgütlerinden geldi. Kimi, Alevilerin "bölücü ve azınlık" olmadığını; kimi "siyasilerin seçim zamanı kendilerini ziyaret ettiğini"; kimi de kararın "Alevileri devlete küstüreceğinden" bahsetti. Karar, hukukçularca Anayasa'ya aykırı bulunmuş olması nedeniyle üzerinde durulmasını gerektirmiyor. Asıl sorun, kapatma kararı nedeniyle Alevi örgütlerinin açıklamalarında yatıyor. Alevilerin ve dolayısıyla evrensel laiklik ilkesinin savunucuları açısından düğüm buradadır ve çözümünü burada aramak gerekir.
Anadolu eksenli dinsel motifleri de bulunan ve esas olarak bir yaşam biçimi olan Alevilik, tarihinin her aşamasında baskı gördü; hiçbir zaman inançlar özgür bir ortamda sergilenme olanağı bulamadı. Gördüğü bütün baskılara, uğradığı bütün haksızlıklara karşın Alevilik, her zaman dinsel hoşgörünün simgesi oldu. Çıkış noktasında insan vardı; tarihsel seyrine "önce insan" felsefesi rengini verdi. İnsan olmak bir şarkıysa eğer, tarihsel süreç göstermektedir ki Alevilik, '72 millet'in sahip olduğu farklı notalardan bir beste yapılmasını ilke olarak benimser.

Resmileştirme girişimi
Ancak son yıllarda ortaya çıkan Alevi örgütlenmeleri, Aleviliğin İslam'ın bir kolu gibi gösterilmesine özellikle vurgu yaparak, Cem evleri açılabilmesi için devletten parasal destek almanın peşine düştüler. Bunu fırsat bilen siyasal partiler de 'oy kapma' oyunlarını sahneye koydular. Onlara 'bütçeden yardım' edeceklerdi.
Çivi yerinden çıkmıştı bir kere! Siyasal partilerin 'oy karşılığı bütçeden yardım' vaatleriyle bazı Alevi örgütlerinin beklentileri belki de bire bir örtüşmüştü. Ağızlara bir parmak bal çalarak oy istemek de, Aleviliği resmileştirmek de hegemonik söylemin gelenekselleştirdiği bir tutumdu ama ilginç olan bu sürece Alevi örgütlerinin de katılmasıydı. Hatta bu yanılsamalar o kadar abartıldı ki, "devlet katında resmiyete kavuşmanın nişanesi olarak Diyanet İşleri Başkanlığı'nda temsil edilme" biçiminde kristalize oldu. Aleviliğin devlet katında resmiyete kavuşmasıyla inanç özgürlüğünün sağlanacağı iddiaları bir yanılsamadır. Bu tutku, Aleviliği varlığını resmi söylemle güçlendiren egemen suni söylemin vadisine akmaktan başka bir anlam taşımaz. Alevilik, mümkün olduğunca farklılıkları kabul ederek şekillenen bir dinsel inanç ve yaşam biçimi olduğu için, devlet katında resmiyete kavuşma isteği, Aleviliğin kendi kültürünü yadsıması anlamına da gelir.

Gardiyanına âşık olmak
Kapatma kararının açıklanmasından sonra, 'devlete küsme' ve 'azınlık' vurguları, özetlemeye çalıştığım resmiyet girdabı mayasının tutma noktasına geldiğini göstermektedir ki bu nokta, son derece tehlikeli bir kritik eşiktir. Bu kritik eşik resmi söylem lehine aşıldığında, Alevilik, bir kültür olmaktan çıkıp, alelade bir dinsel mezhep olacak ve dolayısıyla yüzyıllardır gördüğü baskının haklılığını zİmnen kabul etmiş olacaktır. Aleviler unutmamalıdır ki kendileri üzerindeki baskının kalkmasını istemek, renkliliğe ve farklılığa kapalı dinsel inançlarla benzeşmekle gerçekleşmez. Bu durum,
"gardiyanına âşık olan mahkûmun hali"ne benzer. Burada altı çizilmesi gereken nokta, zulme uğrayanın, zulme karşı alacağı tavrın nasıl olacağı noktasıdır. Kapatma kararına tepki gösteren Alevi örgüt yöneticilerinin vurgularının birleştiği noktanın 'asli kurucu unsur', '20 milyon Alevi' ve 'azınlık' gibi kavramlarla dile gelmiş olması, bilinçsiz bir tercih değilse, büyük bir talihsizliktir. Varsayalım ki, Aleviler, "Cumhuriyet'in asli kurucu unsuru" değil ve varsayalım ki, 'azınlık'talar. O zaman baskı görmelerine, yasaklanmalarına hak mı vereceğiz? Aleviliğin tarihsel seyri içinde, bu kadar sığ ve negatif söylemler bulmak olanaksızdır. İslam rönesansının yaşanmasının olmazsa olmaz olduğu gerçeğinin daha sık dile gelmesi gereken bu tarihsel dönemeçte, geri adım atarak, resmi ideolojiye yakın durmak, Aleviliği sunnileştirme sürecine suç ortaklığı yapmaktan başka bir anlam taşımaz.
Şimdi buradan soruyorum; Aleviliğin geleceği resmiyet girdabına sürüklenmekten mi yoksa pozitif ve dünya ölçeğinde süzülüp gelen özgürlükçü laiklik anlayışıyla kendimize istediğimiz kadar 'öteki'ne de inanç özgürlüğünü kullanabilme güvencesinden yana olmakta mı geçer? Elbette ikincisinden!

Özgürlük, Alevilere de!
Yüzyıllardır baskı altına alınmış, yok edilmiş ve susmaya zorlanmış bir inanç ve kültürel topluluk olan Alevilik, kendisine olduğu kadar, azınlık olsun olmasın, bütün dinsel ve kültürel alt kimliklerin kendilerini hiçbir baskıya maruz kalmadan ifade edebilme hakkını savunarak kendisini var edebilir. "Yedi iklim dört köşede, 72 millet"in varlığını ve farklılığını kabul eden Aleviliğin, kendisini savunurken, kurgusunu 'azınlık' veya '20 milyon' gibi baskı ve sindirmeyi kabullenmiş kavramlarla yapması tehlike işaretidir. Farklı olduğunu söyleyen bir kişi dahi olsa, onun farklılığını korumasını ve hatta geliştirmesini istemek; işte Aleviliğin tarihinin bize verdiği sonuç budur. Aksi halde, "Kâh giderim medreseye, hu çekerim hak için/ Kâh giderim meyhaneye, dem çekerim yar için" sözünü anlamamışız demektir!
Elbette Alevi kimliğinin tanınmasının sağlanması olumlu bir adım olur. Ancak bu adımı, "ben de sizdenim" diyerek atmak, "ben yokum" demektir. Aleviler vardır ve varlık nedenleri, yalnızca kendileri için değil, bütün dışlanmışları kapsar. Çünkü "aynayı yüzüne tutunca Ali'yi gören" bir felsefenin adı olan Alevilik açısından dünya insanlığın ortak bahçesidir. Bu bahçede yetişen mor menekşeyle sarı papatyanın birbirini yok sayması beklenebilir mi? O halde şu "azınlık değiliz" savunması ne ola ki?

                     

Forum Konuk Defteri  Ozanlar Yazarlar Yol Alevilik
Irtibat Linkler Deyisler Kitapevi Hüseyin Gazi Ana Sayfaya