Güncel ve Tarafsız Haber

Aydoğan Kekevi

"AB ile ABD arasında binamaz"

 

Son 2 küsur yıllık AKP döneminin  icraatlarını ve nedenlerini, içinde bulunduğu/muz siyasal durumu "summa sumarium" olarak dile getiren bu yazı için sayın Rahmi Yıldırım'a teşekkürler.

Yalnız Sayın Rahmi YILDIRIM'ın yazısına gelmeden önce son gelişmelere kısaca bir kaç not düşelim:

......

ABD "demokrasi" öneriyor, ABD "demokrasi" götürüyor ama demokrasinin bir parçası olan beğenip beğenmeme hakkıma bile tahammül edemiyor; beğenmeme hakkıma ambargo koyarak sanki "beşik kertmesi" imişiz gibi. zorla kendisini "beğenmemi" istiyor.

"Bana karşıt olursanız hem demokrat değilsiniz, hem de ....". diyerek aba altından sopayı çıkartıyor.

Yani  “Amerikan demokrasisi bahane, enerji kaynaklarına sahip olmak şahane” durumları.

Tabii "Dünya'ya eğemen olmak" ise daha şahane !

Aslında bu ABD için  “Demokrat” olup olmamanız söz konusu değildir.

Demokrasinin esamesi okunmayan Suudilerle yıllardır al takke ver külah olan bir ülkenin şimdi kalkıp İran’a,  Mısır’a vb. demokrasi götürmeye kalkması, insanları aptal yerine koymak, demokrasiyle alay etmek değil de nedir ?

Her “güçlü” ülke gibi ABD’nin de  tek ölçüsü kendi dışındakilerin “kendinden yana olup olmaması”dır.

Onun yıllardır demokrasi havariliğine soyunmasını  yiyenler acaba bu durumları görüp biraz olsun akıllanıyorlar mı ?

Sanmıyorum.

Zaten bizim bu batı kolonisinin büyük bir bölümü bugün “batı”nın "D"sini atıp "AB"sine sarılmış durumdalar ama, bunların ha "D"lisi,  ha "D"sizi yoktur birbirinlerinden farkı.

"D"lisinin "kabagüç"ü, "D"sizinin "yumuşakgüç"ü simgelemesi de, yani "hard" veya "soft" olmaları  farketmez, siz nihai hedeflerine bakın...

...........

Biz  yıllardır "Bunlar Sevr'i dayatacaklar" dedikce onlar "paranoidler, dinazorlar, Sevr kompleksliler" diye saldırıyorlardı.

Ne demiş mösyö le fransız; "sevr'i kabul edin" !

Oui  monsieur !

Veya bizim Anadolu insanın ağzıyla yanıtlayalım; “olur ağam, başım gözüm üstüne”

Ehh bundan da daha açık söylenmez yahu.

Hem bu ilk de değil, daha geçenlerde, İsveçteydi galiba, yine aynı halt işlendi.

Ne oldu şimdi biz mi paranoidmişiz, Sevr kompleksliymişiz, yoksa sizler mi "saftorik"mişsiniz ?

Aslında "saftorik maftorik" de değil, tam tersine "bilinçlisiniz," bilinçliiii !

Şimdi siz kraldan fazla kralcı kesilir, buna bir de kulp bulursunuz, ne bileyim ben "canım o bir kişi, bütün batıyı temsil etmez", "yakınlarda seçim varsa oy toplasın diye...", yok "onlar resmi değil, o komisyonun hiç bir hükmü yok" , "bireysel özgürlük kapsamında söyler adam, bunlar bizi yolumuzdan döndürmemeli" diye..

Bir gün bunları koro halinde söyleyip koro halinde istediklerinde ise sizler için de, bizler için de  çok geç olabilir unutmayın.

 

Şimdi Sayın Rahmi Yıldırım'ın yazısını iki yıllık AKP iktidarı'nın resmigeçiti niyetine okuyabilirsiniz.

Herkese hayırlı okumalar efendim.

a.k.

 

AB  İLE  ABD  ARASINDA  BİNAMAZ

Rahmi YILDIRIM

Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri durgunlaştı, Türkiye-ABD ilişkilerinde ise daha önce görülmemiş türden bir kırılma yaşanıyor.

Türkiye-AB ilişkilerinin durgunlaşması AKP’nin gönülsüzlüğünden,  AB sürecini öncelikli konular listesinden çıkarmasından  kaynaklanıyor.

AKP, AB yolunda  artık ipe un seriyor. Çünkü, bugüne değin AB uğruna yaptıkları  tam üyelik hedefi olsa da olmasa da yapılması gereken, para pul istemeyen, AKP’nin de işine gelen, demokrasi sınırlarının bir parça genişletilmesinden ibaret işlerdi.

Birçoğu  AKP’nin çokça içinden gelerek yaptığı işler de değildi; ama yaptı. Çünkü, AKP kendisinden duyulan kuşkuları silmek, uluslar arası meşruiyet sağlamak için bu adımları atmak zorundaydı. Amacına ulaştı ve artık demokratikleşmeye ihtiyacı kalmadı. İhtiyaç kalmayınca da demokrasi maskesinin AKP’nin yüzünde ne denli iğreti durduğu iyice su yüzüne çıktı.

Örneğin, Cumhuriyet gazetesinden Musa Kart, Başbakan Erdoğan’ı imam hatip ve türban yumağına dolanmış kedi olarak tasvir eden bir karikatür çizdi. Çirkin göstermek bir yana, acze düşmüş bir kediye benzetmesi nedeniyle sevimli denebilecek bir karikatür. Buna bile tahammül edemedi ve Musa Kart’ı  5 bin YTL tazminat cezasına çarptırdı.

Böylece anlaşıldı ki, “şiir okuduğum için beni hapse attılar”  diye mazlum ve mağdur rolü oynayan Erdoğan aslında demokrat değildir, mazlum hiç değildir.

Üstelik, AB yüzü suyu hürmetine çıkardığı demokratikleşme paketleri de aslında boş birer çuvaldır. Kendisini sevimli gösteren karikatür bile cezadan kurtulamamaktadır. AB sopasıyla demokrasinin filan geldiği yok ve AB niyetine çıkarılan yeni ceza yasasının yürürlüğe gireceği Nisan ayından sonra durum daha da vahimleşecektir.

Tayyip Erdoğan ve AB, birbirlerinden alabileceklerini aldılar. Gelinen noktada, Erdoğan, AB yolunda bundan sonra atacağı adımların kendisine puan kazandırmayacağını, puan kazandırmak şöyle dursun, AB balonu patladığında  hayli yıpratacağını gördü; bu yüzden artık ipe un seriyor, işleri ağırdan alıyor.

 

ABD ile aşktan nefrete

Erdoğan ve AB bundan sonra birbirlerinin hayrını görürler mi, bilinmez. Erdoğan, ABD’nin  Irak’taki cinayetine Türkiye’yi ortak etmek için canını dişine takmıştı, ama bundan sonra ABD’nin hayrını görür mü, o da bilinmez.

Çünkü, şu sıralar Erdoğan ABD ile  ilişkilerinde, süt dökmüş kedinin utangaçlığı içinde görünüyor. Gerçi ortada geri dönen bir savaş tezkeresi yok. Ama, Amerikalılar Erdoğan’a hayli kızgınlar. Türkiye’de ABD karşıtlığının güçlenmesinden en çok Erdoğan’ı sorumlu tutuyorlar.

Bir ankete göre, Türkiye’de halkın yüzde 82’si ABD’yi ve Bush’u dünya barışının önündeki en büyük tehlike olarak görüyor. Türkiye, Bush’a ve ABD’ye  karşıtlıkta dünyada ilk sırayı alıyor.

Köprübaşı ve ileri karakol olarak kullanageldiği Türkiye’de ABD karşıtlığının tırmanması  üzerine Amerikan savaş çetesinin en azgın üyelerinden, yeni Dışişleri Bakanı Rice, Ankara’yı ziyaretinde, Başbakan Erdoğan’dan ABD karşıtlığının düzeltilmesine liderlik etmesini istedi.

Ardından, ABD Savunma Bakanlığı’nın 3 numaralı yöneticisi Douglas Feith de, Türk - Amerikan ilişkilerinin sağlıklı biçimde sürmesi için Türkiye’deki ABD karşıtlığının son bulması gerektiğini belirtti, “Aksi halde ilişki gerçek anlamda sürdürülebilir olmaz” dedi.

ABD yöneticilerinin açıkça söyleyemediklerini ise, Amerikan kapitalizminin gözü kulağı dili sayılan Wall Street Journal gazetesinden Robert Pollock yazdı.

Pollock’un yazısı gazetenin 16 Şubat tarihli sayısında yayımlandı. Pollock’un gazeteci Elif Özmenek’e söylediğine göre, böyle bir yazı yazması için kimse kendisine talimat vermemiş, ama yazı Amerikan yönetiminin resmi görüşünü de yansıtıyor.

“Avrupa’nın Hasta Adamı” başlıklı yazı,  “Türkiye’de İslamcılık ve solculuk yan yana gelince Amerikan karşıtlığı delilik düzeyine ulaştı” alt başlığıyla devam ediyor.

Yazar, Türkiye’de hakaret etmedik kimse bırakmamış. Sadece aydınlara ve halka değil, medyaya ve hükümete de en ağır sözlerle hakaret ediyor. AKP’yi  “sinsi, fakat kurnaz İslamcı parti” diye tanımlamış. ABD yandaşlarını da ABD’ye düşmanlığın yükselmesine sessiz kalmakla suçlamış. Yazının sonunda ise ABD ile bozuşursa Türkiye’nin başına gelecekleri  “ikinci sınıf, dar kafalı, paranoyak, Avrupa’da sevilmeyen bir ülke” olarak özetlemiş.

 

Dinime küfreden…

Pollock küstahlığını, ırkçılığını gizlemeye gerek duymadan açık açık, Türkiye’de yaşayan kim varsa, “ruh hastası” anlamında “paranoyak” diyor.

Paranoya, gerçek olmayan kuşku, korku ve güvensizliğe dayalı duygu, düşünce ve davranış bozukluğu olarak tanımlanıyor.

Bilimsel tanım bu olunca, paranoya ve ruh hastası terimlerinin şu sıralar en çok yakıştığı ülke herhalde  ABD’den başkası değil.

“Irak’ta kitle imha silahı var, bunlar teröristlerin eline geçebilir” paranoyasıyla  bütün dünyaya yalan söyleyen bir başkan ve adamlarınca yönetilen Amerika…

Kendisinin tanrı tarafından seçildiğine inanan, Türkçe’de en hafif deyimiyle “meczup” diye adlandırılan bir yalancı ve katili yeniden başkan seçen Amerika…

 Ve o Amerika’nın “Afganistanlıları ve Iraklıları öldürmek zevkti” diyen generalleri…

Ebu Gureyb hapishanesinde insanları çırılçıplak üst üste koyup, sırıtarak kameraya  poz veren veya  bir esiri boynuna tasma takarak hapishane koridorlarında gezdiren sadistleri…

Amerikalı yazar ruh hastası ve paranoyak arıyorsa önce kendi ülkesine bakmalıdır.

Aslında ABD’li yazarın Türkiye’ye “paranoyak” diye hakaret etmesinde şaşılacak bir yön yok. Asıl şaşılacak olan ve insanın gücüne giden, Türkiye’de sözümona gazetecilerin ve kanaat önderlerinin ABD’li yazarla  aynı dilden konuşmaları. O kadar çoklar ki, tek tek sıralamak mümkün değil. Ertuğrul Özkök, M.Ali Birand, Cengiz Çandar, İsmet Berkan… diye sıralamak yeter.

Örneğin, İsmet Berkan ve Cengiz Çandar aynen “Yaygın anti-Amerikan söylemin önemli bir bölümü, The Wall Street Journal yazarının saptadığı gibi paranoyaya dayanıyor” diye yazarak, Amerikalı yazarla birlikte Türkiye’ye hakaret ettiler. Diğerleri de öyle.

Amerikanofil gazeteciler hakaret etmekle kalmadılar; ABD’ye düşmanlığın hükümet ve askerlerin tutumu yüzünden tırmandığını yazdılar; “ağzınızdan çıkanı kulağınız duymuyor, bunun bedelini ödersiniz” demeye getirip tehdit ettiler.

 

Unutulan onur ve Kasımpaşalılık

Ve tüm bu hakaret ve tehditler, siyasi ve askeri düzlemde karşılıksız kaldı.

Süleymaniye çuvalı karşısında alttan alan Genelkurmay bu kez tümüyle sessiz.

Başbakan  Erdoğan ise ABD karşısında süt dökmüş kedinin utangaçlığı, ebeveyni tarafından sokağa bırakılmakla tehdit edilmiş çocuğun ürkekliği içinde sessiz kaldı.  Brüksel’de Başkan Bush ile ayaküstü görüşebilince ürkekliği bir parça geçti.

Medyanın yazdığına göre, Erdoğan, Bush ve Blair arasında gerçekleşen “ayaküstü zirve”  çeviri dahil toplam 8 dakika sürmüş. Bush, esprileriyle zirveyi kırıp geçirmiş. Medyanın “ZİRVEYİ  ISITAN  BUSH ESPRİSİ” dediği şu:

Danışmanları Bush’a Erdoğan’ın oğlu Bilal’in Dünya Bankası’nda çalıştığını fısıldıyorlar, Bush da Erdoğan’a takılıyor:

‘Bu nedenle Amerika’da faizler düştü.’

Sonra Bilal’i tanıyormuş gibi esprisini sürdürüyor:

‘Erdoğan’ın oğlu son derece aklı başında ve yakışıklı bir çocuk.’

Bu anda Blair lafa giriyor ve espriyi tamamlıyor:

‘Yani babası gibi’

Diyalog bundan ibaret ve bizim medyaya bakılırsa Bush esprileriyle kırmış geçirmiş. Hatta Çetin Altan’a bakılırsa, Bush, aslında “Siz bir yandan Amerika’ya karşı atıp tutarken, bir yandan da oğlunuzun Amerika'da çalışmasını yeğliyorsunuz” demeye bile getirmiş.

Bush’ta  espri ve dokundurma yeteneği keşfeden bir medya ve köşe yazarı tayfası başka ülkelerde var mıdır, bilemiyorum.

Başbakan Erdoğan, ayaküstü zirveden mutlu olduğu izlenimi vermeye çalışıyor. Ankara’ya döner dönmez parti grubunda milletvekillerine müjdesini verdi.  Türkiye ile ABD arasında öyle abartıldığı gibi bir sorun yoktur. Konjonktürel görüş ayrılıkları iki ülke arasındaki derin dostluğu etkilemez. Medya yangına körükle gitmemelidir…

Onca hakarete onca tehdite Kasımpaşalı’nın verebildiği karşılık bundan ibaret. Ve aslında karanlıkta çalınan ıslıktan başka bir şey değil.

Şaşılacak bir şey yok. Çünkü, Erdoğan’ın  Kasımpaşalılığı sadece Türkiye’nin emekçilerine, öğrencilerine, yazar ve sanatçılarına karşı geçerli. Kasımpaşalı Erdoğan, sokağa bırakılmaktan, eline tutuşturulmuş elma şekerini yitirmekten korkuyor.

 

Dilerseniz yine bir fıkrayla vedalaşalım.

Nasıl geçinirler?

Gazeteler, ayaküstü Brüksel zirvesinde “Bilal evine ekmek getirecek kadar kazanıyor mu?”  diye  konuşulduğunu yazıyorlarsa da işin aslı öyle değil. İşin aslı şöyle:

Gazeteciler, 8 dakikalık tarihi Brüksel zirvesinde Bush, Blair ve Erdoğan’a aynı soruyu sormuşlar: “Ülkenizde memur ayda kaç parayla geçinir, siz kaç para veriyorsunuz?”

Önce Bush yanıtlamış: “Valla ben memura 3 bin dolar veririm. 2 bin doları ile geçinirler. Kalan 1000 doları ne yaparlar, hiç sormam.”

Blair Bush’tan geri kalmamış:  “Ben, memuruma 2000 sterlin veririm. Geçinmesi için 1000  sterlin yeterli. Artan 1000 sterlini ne yapar, nerede harcar, beni hiç ilgilendirmez.”

Gözler Erdoğan’a çevrilmiş. Erdoğan da şöyle yanıtlamış:  “Valla, Türkiye’de bir memurun geçinebilmesi için en az 1,5 milyar lira lazım. Ben taş çatlasın 750 milyon lira veriyorum. Kalan 750 milyonu nereden buluyorlar, nasıl geçiniyorlar, hiç sormuyorum.”

 

Burası Türkiye.

Rahmi Yıldırım

            25 Şubat 2005

|  Ana Sayfaya |

|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |

| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |

 

aleviyol@aleviyol.com