|
|
|
Güncel ve Tarafsız Haber |
|
|
|
|
Murat Aksoy ABD nereye, Türkiye nereye? 4 Temmuz Kuruluş Yıldönümü olarak her yıl ABD tarafından büyük coşkuyla kutlanır. Bundan sonra Türkiye içinde 4 Temmuz önemli bir tarih olarak tarihimizdeki yerini alacak. Bu tarih bundan sonra “Süleymaniye vakası” olarak anılacak ve hatırlanacaktır. 4 Temmuz’u ilginç kılan bir başka nokta ise ABD’nin özellikle askeri müdahaleler olmak üzere bu tür hareketleri ABD tarihinin önemli günlerine denk getirmesidir. 4 Temmuz günü Kuzey Irak’ta görev yapan Türk Askeri birliği, Kerkük Valisine suikast düzenleyecekleri istihbaratı ile göz altına alınmış ve yaklaşık 60 saat sonra serbest bırakılmışlardır. Irak’ta bulunan Türk Askerlerinin nedeni ne olursa olsun, gözaltına alınmaları ve gördükleri muameleler uluslararası hukuk açısından açık bir hukuksuzluktur. Bu gelişmeyi bir çok noktadan okumak mümkündür. Bunlardan ilki ABD açısından okumak, ikincisi Türkiye’nin iç ve dış politikasının parametreleri açısından okumak ve son olarak da Avrupa’nın ya da özelde Avrupa Birliği (AB) bağlamında okunabilir. ABD 1989’da Doğu Bloku’nun yıkılması ile dünyada yeni bir süreç başladı. Bu süreç ulus-devletler için hem belirsizlik anlamını taşıdı hem de ulus-devletlerin önüne siyasetin önünü açtı. Bu süreçte bir yanda ideolojik olarak Doğu’nun karşısına konumlanmış olan Batı ve Batı’nın başını çeken ABD göreli olarak oluşan tek kutuplu dünyanın başını çekmeye başladı. Bunun yanında ABD dışında bölgesel ekonomik ve siyasi birlikler, coğrafi gücünü nüfus gücüyle birleştirme potansiyeline sahip ülkeler de bu süreçte birer aktör olarak anılmaya başladılar. Bu potansiyel içinde AB, Çin, Rusya şu en önemli birlik ve ülke konumundadırlar. Bush’un Başkan seçilmesi ile birlikte ABD dış politikasında yeni bir süreç başladı ve ABD görünür hegemonyasını, İmparatorluğa dönüştürmeyi hedefleyen süreci başlattı. Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi olarak anılan bu süreç içinde gerek teorik çerçeve de gerekse pratik de söz konusu. Bu projeyi hayata geçirmek için 11 Eylül bir fırsat oldu ve proje uygulamaya başladı. Önce Afganistan yoluyla Orta Asya’ya sonra Irak üzerinden Ortadoğu’ya yönelik müdahaleler ve son olarak Bush’un Afrika ziyareti birbirini tamamlayan adımlardır. Ve ABD bütün bu süreçte mümkün olduğunca her koşulda kendini destekleyen “stratejik ortaklar” ile birlikte hareket etme eğilimindedir. Irak konusunda Türkiye’nin ABD ile ilişkilerindeki açmaz da buradadır. Türkiye hala kendini Kuzey Irak’ta söz sahibi saymakta ABD ise bu sözü mümkün olduğunca kısmaya çalışmaktadır. Son vaka daha önce yapılan açıklama ve verilen işaretlerin en somut olanıdır. Türkiye 1989’dan sonra Türkiye’nin önünde hem belirsizlik hem de siyaset ürettikçe oluşan süreçte yükselme imkanı ortaya çıktı. Türkiye soğuk savaş döneminde Batı Bloğu içinde yer almasıyla birlikte iki kutup bir tür denge rolünü benimsedi. Bu süreç uluslararası anlamda siyaset içermeyen bir sürece denk düştü. 1989’da Doğu Bloğu’nun yıkılması Türkiye için de hem belirsizlik hem de imkanlar ortaya çıktı. Ancak Türkiye’nin aradan geçen sürede ne belirsizliği aşmada ne de oluşan hiyerarşide yükseldiğine şahit olabildik. Türkiye’nin bunu gerçekleştirmesinin bir koşulu var; iç siyasette toplumsal meşruiyete dayanan bir “iktidarın” varlığı. Toplumla güçlü bağı olan iktidar uluslar arası ilişkilerde güçlü ve güçlü olduğu ölçüde risk alması anlamını taşır. Türkiye bu süreçte de bundan önce olduğu gibi bunu sağlayamadı. İç siyasette sürekli hale gelmiş bir iktidarsızlık, bazı kültürel kimlik ve hak taleplerinin siyaset dışında bırakılması ile beslenmiş ve devlet ile toplum arasında bir boşluk doğurmuştur. Bu boşluk doğal olarak asker tarafından doldurulmuştur. Gerçi askerin Türkiye’de tarihsel rolü gereği buna fazla itirazı olmadı ve gerçekleşen üç darbe ile bu rolü bizatihi sahiplendi. İç siyasette kronik hale gelen önemli sorunlardan birisi Kürt Sorunu’dur. Üstelik Kürt Sorunu uzun yıllar iç mesele olarak kaldığı gibi bütün bu süreçte Türkiye’nin dış siyasetinde de en önemli ayak bağı halini aldı. İşte Kuzey Irak’ta vuku bulan gelişme bu siyasetin en önemli sorunu / sonucudur. Bir anlamda son olay Türkiye’nin iç siyaset konusu olarak Kürt siyasetinin iflasıdır. Bu iflas sadece iç coğrafi alanla sınırlı kalmadığı gibi yıllardır toprak bütünlüğünü ısrarla savunduğu halde Irak politikasında da karşımıza çıktı. Son gelişme Türkiye’nin Kuzey Irak macerasının sonuna geldiğini işaret ediyor. Çünkü sadece ABD değil bölgede bulunan Kürt’ler de Türkiye’nin bölgedeki varlığından rahatsızlar. Türkiye’nin bu gibi durumlarda sürekli öne sürdüğü Türkmen politikası da ne yazık ki iflas etmiş durumdadır. Çünkü Kuzey Irak’taki Türkmenlerin varlığını koruyabilmek ancak içerde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Kürtlerin varlığını kabul ve onları siyasete kamusal alana dahil etmek ile mümkündür. Peki bu tablo içinde AB nerede duruyor? O da gelecek yazıya... Aleviyol, 6.8.2003 Yorum
|
| Ana Sayfaya |
|Gündem | Yorumlar | Yazarlar | Politika | Dünyadan |
| Derneklerden | Belgeler | Kültür & Sanat | Alevilik| Arama |